14 TEMMUZ 2017 , Cuma
15 TEMMUZ VE DARBELER

MEHMET İNKAYA/ SOSYAL BİLİMCİ

Bugün 15 Temmuz 2017, darbe girişiminin 1. yıl dönümü. 15 Temmuz 2016 tarihinde milletin silahıyla millet iradesinin yerine üst aklın iradesini hâkim kılmak için darbe yapmak istediler. Üst akıl; Amerika ve yandaşları olarak küresel gücü temsil eder. Dünyadaki mutlu azınlığın rahatı için Körfez ülkelerinde olduğu gibi binlerce insanın ölümünü hiçe sayar. Dünyadaki kaynakların sınır tanımadan güçlülere ait olduğunu savunur. Kendine hizmet eden Mısır’daki Sisi gibi, zalim darbecileri bile alkışlar. Kendi ülkelerindeki hainleri cezalandırmak, diğer ülkelerdeki hainleri ise ödüllendirmek üst aklın ilkesidir.

Türkiye’nin devleti ve milleti ile bütünleşip güçlü olduğu durumlarda ülkenin gelişmesinin durdurulması ve ‘demokrasinin rafa kaldırılması’ için ‘Sağcı-Solcu’, ‘İlerici-Gerici’, ‘’Laik-İrticacı’, ‘Alevi-Sünni’, ‘Kürt-Türk’, ‘Adaletli-Zalim’ ayrımlarının yapılması ve bunların birbiri ile çatıştırılması üst aklın senaryosudur. 27 Mayıs 1960, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 tarihlerinde aynı senaryo farklı aktörler ve versiyonları ile ülkemizde uygulanmıştır. Bu senaryolarda Türk filmlerinde olduğu gibi kişi ve gruplara iyi ve kötü rolleri biçilmiş, sonuçta milletin iradesine darbe yapılarak devlet yönetiminin el değiştirilmesi sağlanmıştır. Yeni genel yöneticilere bakılırsa bunların millet iradesi ile normal şartlarda yönetime gelemeyecekleri görülecektir. Darbe şartları ile yönetime gelenler; sahte kahramanlık, toplum mühendisliği ve millet kaynaklarının yağmalanması dahil her türlü uygulamayı üst aklın direktifleri doğrultusunda kendileri ve yandaşları için meşru görmüşlerdir.

27 Mayıs 1960 İhtilali öncesine bakılırsa Başbakan Adnan Menderes ve arkadaşlarının, milletimizin adalet ve kalkınması için neler yaptıkları görülecektir. Dönemin başbakanı Sayın Menderes ve arkadaşlarının ‘Büyük Türkiye ideali’ üst akıl ve onun yeni iş birlikçilerinin rahatını kaçırdığı için darbe öncesi ‘köpek-bebek davası’ gibi uydurma olaylarla azınlık gruplar sokağa dökülerek darbe yapılmıştır. 12 Eylül 1980 ihtilali öncesinde ‘Sağ-Sol’, ‘Alevi-Sünni’ çatışmaları ile öğrenci eylemleri, Çorum ve Kahramanmaraş olayları oluşturulmuştur. Devrin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, ülkede sıkıyönetim varken olayları önlememiştir. Askeri darbe sonrasında hemen ülkede çatışma bitince kendisine “Kenan Paşam, neden daha önceden bu çatışmaları bitirmediniz?” denince, kendisi tarihe geçecek “Darbenin olgunlaşmasını bekledik” acı sözünü söyleyerek Türkiye’deki darbelerin arkasındaki gerçeği itiraf etmiştir. 28 Şubat 1997 Post-modern darbesi; devletin milleti ile bütünleşmesini ve ülkenin kalkınmasını istemeyenlerin irtica senaryosu ile millet iradesi ile gelen hükümeti devirdiği darbenin adıdır. Fadime Şahin, Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz gibi aktörlerle “Ülkede irtica hakim oluyor” senaryosu oynanarak darbe yapılmıştır. Darbeden sonra kurdurulan Ecevit hükümeti, ülkemiz için tam bir içler acısı ve yüz karasıdır. Sağlığı bozulmuş, yürümekten aciz bir başbakan ve etrafında ondan yararlanan çıkarcılar, devletin maliyesini yağmalamışlar veya yağmalanmasına seyirci kalmışlardır. Şirket, holding ve banka yönetim kurumlarında emekli generallerin yer alması bu dönemde adetten sayılmıştır. Bu dönem bankaların iflas ettiği, devletin memuruna, işçisine, emeklisine maaş ödeyemeyecek hale geldiği günlerdir. İMF’den getirilen Kemal Derviş’in hükümette en geniş yetkilerle donatıldığı günlerdir, o günler…

Yukarda yer alan yakın tarihimizdeki darbeler ışığında 15 Temmuz darbe girişimini değerlendirmek bizi daha gerçekçi sonuçlara götürecektir. 15 Temmuz öncesinde Türkiye’de devlet milletiyle bütünleşmiştir. Milletimiz birlikte huzur içindedir. Ülkemizin kalkınma hızı dünyanın ilk üç ülkesi arasında yer almıştır. Yani ortada üst akıl için hiç de istenmeyen bir Türkiye vardır. Üst akıl, Türkiye’nin bu durumunu sağlayan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı ve AK Parti Hükümeti’ni devirmek için defalarca düğmeye basmıştır. Bunlardan bazıları AK Parti’yi kapatma davası, Cumhurbaşkanlığı krizi ve 367 ucube kararı, 17 ve 25 Aralık olayları, Gezi kalkışması vs. Üst akıl ve yeni iş birlikçileri ne yaptılarsa millet iradesini yanıltamamışlardır. Türkiye’deki güç odaklarını millet iradesine karşı kullanamamışlardır. 15 Temmuz öncesi millet iradesini hedef alan hiçbir senaryo karşılık bulamamıştır. Nihayet 15 Temmuz 2016’da devlet içinde yuvarlanan Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) faaliyete geçirilmiştir. Milletin kendisine emanet ettiği silahları millete çeviren üniformalı teröristler üst aklın kuklası olan FETO’nun emri ile darbe yapmak istemişlerdir. Ancak daha önceki darbelerde olduğu gibi darbe zemini oluşturulamadığından ‘darbenin olgunlaşması’ beklenmediğinden darbe girişimi başarısız olmuştur. Başkomutanımız Recep Tayyip Erdoğan, 15 Temmuz’da darbecilere karşı milletimizi meydanlara çağırmıştır. Milletimiz bu çağrıya tanklara ve silahlara karşı durarak, savaş uçaklarına karşı meydanları doldurarak, darbecilerin bastığı devlet kurumlarını darbecilerden kurtararak cevap vermiştir. 15 Temmuz yeni bir milli mücadele destanı olarak tarihe geçmiştir. Hiçbir resmi sorumluluğu ve silahı olmayan milyonlar, ateş kusan silahlara karşı canı pahasına milli iradeyi ve vatanını korumuştur. Milletimiz Türkiye’nin Afganistan, Irak, Suriye ve Mısır olmasına izin vermemiştir. 15 Temmuz 2016 tarihi “Asım’ın nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek/İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek” ifadesinin yazarı Milli İman Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u bir kez daha haklı çıkarmıştır. 15 Temmuz tarihi, üst akıl ve onun yerli iş birlikçileri için önemli bir derstir. Ancak unutulmamalıdır ki “Girmeden tefrika bir millete düşman giremez/ Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez” dizelerinde ifade edildiği gibi tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak anlayışı var oldukça her türlü yola başvuran üst akıl ve onun yerli iş birlikçilerinin her darbe girişimi yenilgiye uğrayacaktır. Milletimiz bu anlayış doğrultusunda iradesini kullandığı sürece, üst akıl ve onun yerli iş birlikçileri mağlup olacak ve milletimiz dünya üzerinde hak ettiği yeri alacakt