Necmettin YÜŞEN
13 TEMMUZ 2017 , Perşembe
GERÇEKTEN ADALETTEN YANA OLSAYDINIZ…

Hatırlarsanız…

         Ülkemizde 16 Nisan’da yeni anayasa için bir halkoylaması yapılmıştı.

         Bu günlerde adaletle alakalı yaşanan olaylar hakkında kafamızda herhangi bir hüküm oluşturmadan önce 16 Nisan Halkoylamasının birkaç ay öncesinde yaşananları hatırlamakta fayda var…

         Kısaca hatırlayalım…

Hükümet partisi, yeni anayasa çalışmaları için mecliste grubu bulunan tüm partilere teklif sunmuş, mevzubahis partilerin hepsinin fikrini alarak darbe sonrası oluşturulmuş anayasadan kurtulup, içinde Türk usulü Başkanlık Sistemini de barındıran tamamen yerli ve milli bir anayasa yapmak için meclisi çalışmaya davet etmişti.

İlk olarak…

Hükümet partisinden gelen birlikte çalışma teklifine tüm partilerden “olumsuz” yanıt gelse de, -şahsımca- doğru safta durmayı bilen ve milleti için sorumluluk almaktan asla çekinmeyen Milliyetçi Hareket Partisi, kendisine yakışır şekilde elini taşın altına koymuş ve milletinden aldığı yetkiye dayanarak, milleti adına fikir beyan etmek için hükümet partisinin birlikte çalışma teklifini kabul etmişti…

Aslında…

Milliyetçi Hareket Partisi bu tutumuyla, kendisine oy verenlerin gerçek anlamda vekili olduğunu göstermiş, sorumluluk alarak seçmeninin, devlet yönetimindeki en önemli esas olan anayasanın belirlenmesinde fikir beyan etmesini sağlamıştır.

Kısaca…

Seçmenine değer vermiş, onları devlet yönetiminde söz sahibi yapmıştır.” diyebiliriz.

Birlikte çalışma teklifine “olumsuz” yanıt verip, kapılarını uzlaşmaya dahi kapattıktan sonra, bugünlerde adalet arayışı içinde olanlara gelecek olursak…

Sözlük anlamıyla, örgütlenmiş bir toplumda devletin yönetim biçimini belirten, yasama, yürütme, yargılama erklerinin nasıl kullanılacağını gösteren, yurttaşların hak ve ödevlerini, özgürlüklerini saptayan ve düzenleyen, yasa sıralamasında en önde gelen yasa; ANAYASADIR.

Anayasa için…

“Adaletin temel dayanağı” da diyebiliriz.

Buna dayanarak…

Bugünlerde, ellerinde pankartlarla “adalet” arayışı içinde olanlara şu soruları sormamız gerekmez mi?

*Ülkedeki adalet sistemini beğenmemenize rağmen, hükümet partisinden gelen, adaletin temel dayanağı olduğunu bildiğimiz “anayasayı” değiştirme teklifine neden sorumluluktan kaçıp, kapılarınızı kapattınız?

*Egemenliğin kayıtsız şartsız millete verildiği cumhuriyet rejiminde, size oy veren vatandaşların devlet yönetiminde söz sahibi olmasını neden sağlamadınız?

*Mecliste, “hak, hukuk, adalet” gibi kavramlardan kaçıp, bunları sokakta, ülkemizi karıştırmak pahasına arayacaksanız ne diye siyasetçi oldunuz?

*Kendi seçmeninizi devlet yönetimine ortak etmedikten sonra, seçimlerde onlardan nasıl teveccüh bekleyeceksiniz?

Sonuç olarak…

Siz gerçekten adaletten yana olsaydınız, basit siyasi hesapları bir kenara bırakıp, size oy verenleri de devlet yönetimine dahil ederek, adaletin temel dayanağı olan anayasa çalışmalarına katılmanız, seçmeniniz ve milletiniz adına fikir beyan etmeniz gerekirdi.

Birkaç ay öncesinde yaşanan bu olaylara dönüp baktığımızda, “Adalet yürüyüşü(!)” ile amacınızın gerçekten “adaleti aramak” olmadığını çok rahat anlayabiliyoruz.

         Tabi, birkaç gün önce Maltepe’de son bulan bu yürüyüşün asıl amacını da organizatör partinin genel başkanına bir sormak lazım…

         SON SÖZ OLARAK…

         Olağanüstü Hal(OHAL) ilan edilmiş bir ülkede, yaptığınız yürüyüş ve mitinginizde üst düzey güvenlik önlemleri alarak hiçbir provokasyona fırsat vermeyen ve sizin bunlara rağmen “diktatörlük” zırvalamalarından bahsettiğiniz konuşmalarda görev icabı yer alan emniyet teşkilatımızı, göstermiş olduğu sabır ve başarısından dolayı tebrik etmek gerekir diye düşünüyorum.