Abd'ye Karşı Satratejimiz

M.Akif’e Göre Abd ve Ab’ye Yönelik Stratejimiz Nasıl Olmalıdır!

Bugünkü hükümet, dış siyasette nasıl bir yol takip etmesi gerekir? “Leş kargaları gibi etrafımıza üşüşen ve parçalamak için diş gıcırdatan haçlı zındıkasına” karşı ne yapmalıdır? Türk Hükümeti, bu münafıklarla nasıl bir muamele ve davranış içinde olmalıdır? Bu ve benzeri durumlarda, “Müslümanlar olarak karşı duruşumuz nasıl olmalıdır?” …vs. gibi akla gelen endişelere, M. Akif, yüz yıl önceki vaazlarında ayet ve hadislerle çözüm sunduğunu görüyoruz.

Sabah akşam siyasetle oturup siyasetle kalktığımız bugünlerde, en çok ihtiyaç hissettiğimiz birlik ve beraberliğimizi, istiklal ve istikbalimizi korumak adına, nasıl bir yol takip edilmelidir? Sualinin cevabını bir de  Akif’in kaleminden takip edelim.

Akif’in bu “Kur’ ani teşhisi”, bugünlerde Amerikan Hükümetinin, Suriye’de ortaya koyduğu stratejik tavrında, daha da netleştiğini görmek mümkündür. Üstat, âl-i imrân 118. Ayeti şöyle yorumluyor: 

“Ey Müslümanlar, sizin için bu âyeti celileye uymaktan başka selâmet yolu yoktur. Takib edilecek hareket yolu, siyaset kuralı tamamıyla bu âyeti celilede toplanmıştır. Binaenaleyh ulvî mânâsını bir kere de toplayıp ifade edelim. Cenabı hak buyuruyor ki:

‘-Ey mü'minler, size ellerinden gelen fenalığı yapmaktan çekinmeyen, bu hususta hiçbir fırsatı kaçırmayan, dininize yabancı kimseleri kendinize sırdaş, dost, arkadaş kabul etmeyiniz. Bunların sureti haktan görünerek size güleryüz göstermelerine, hayrınızı ister gibi tavırlar takınmalarına asla kapılmayınız. Onların gece gündüz isteyip durdukları sizin felaketinizden, yıkılmanızdan, esaretinizden başka bir şey değildir. Baksanıza, size karşı kalplerinde besledikleri, düşmanlık o kadar dehşetli ki bir türlü zabtedemiyorlar da ağızlarından kaçırıyorlar. Hâlbuki yüreklerinde kök salmış olan husumet, ağızlarından taşan ile kıyaslamak mümkün değildir, ondan çok fazladır, çok şiddetlidir. İşte bütün hakikatleri, âyeti celilemizle sizlere açıktan, açığa tebliğ ediyoruz, bildiriyoruz. Eğer aklı başında insanlarsanız, eğer dünyada ve ahirette zelil olmak, hüsranda kalmak istemezseniz bizim âyeti celilemizin gereğince hareket ederek kurtulursunuz.’

Bu âyeti celile Âli İmran Süresindedir. Tevbe suresinde de; ‘Ey Müslümanlar, Cenâb-ı Hak içinizden hak yolunda mücahedede bulunanları, Allah ile onun resuli muhtereminden, bir de mü'minlerden kendisine dost edinmeyenleri görmedikçe sizler öyle başıboş bırakılacak mısınız, zannediyorsunuz?’ Bu iki âyeti celileden başka diğer âyeti kerime daha vardır ki hep aynı ruhtadır.

AVRUPA MEDENİYETİ, İRFANI, ADALETİ…

Nerede hata yaptık biliyor musunuz?

Gözümüzü açtık, Avrupa medeniyeti, Avrupa irfanı, Avrupa adaleti, Avrupa efkâr-ı umumiyesi’ nakaratından başka bir şey işitmedik. Kiminin adaleti, kiminin hamiyeti, kiminin dehası, kiminin ilerlemesi kulaklarımızı doldurdu. Lisan bilenlerimiz doğrudan doğruya bu heriflerin eserlerini, bilmeyenlerimiz tercümelerini okuduk. Edebiyatları, hele edebiyatlarının ahlâkî, insanî, sosyal konuları pek hoşumuza, gitti. Yazarların ahlakî kıymetlerini ve insaniyetlerini, eserleriyle ölçmeye kalkıştık. İşte bu mukayeseden itibaren aldanmaya, hatadan hataya düşmeye, başladık. Bu adamların sözleriyle özleri arasında asla münasebet, benzerlik olamayacağını bir türlü düşünemedik. İşte okuyup yazanlarımızın çoğuna sonradan gelip yapışan bu hata bir zamanlar bana da musallat oldu. Bereket versin ki yaşım ilerledi, tecrübem arttı; hususiyle Avrupa’yı, Asya’yı, Afrika’yı dolaşarak ‘Avrupalı’ dediğimiz milletlerin esaret altına, tahakküm altına aldıkları biçare insanlara karşı reva gördükleri zulmü, gadri, hakareti gözümle görünce artık aklımı başıma aldım.

Ne diyorsunuz! Aynı hataya hala düşenler yok mu? Artık dostumuzu düşmanımızı tanımak vakti değil mi?

YORUM EKLE

banner46

banner45