Bayram Ve Nobel Ödülü

Efendim, insanoğlu mütemadiyen gelişiyor, tekamül ediyor; onunla muvazi olarak, hayvani yönleri de şiddetle ön plana çıkıyor. Ne demek istiyorum, şöyle ki; teknoloji, insanlığa, İslamlığa hizmet ederse elbette faydası vardır ki inkâr edilmez bir gerçek olarak önümüzdedir. Lakin, siz bunu kötüye kullanırsanız, muhakkaktır ki, yine en büyük sıkıntıyı ve cezayı kendiniz, aileniz ve çevreniz…olarak yine siz çekersiniz.

Burada teknolojinin aleyhinde olduğumu sakın zannetmeyiniz. Teknolojinin en büyük bir yararı da uzun zaman boyunca yapılabilecek işleri, hizmetleri kısa bir an içinde yapmaktır; zamanı rantabl kullanmaktır. Çünkü zaman altın değerindedir; telafisi de mümkün değildir. Evet, giden günü (dün) geri getirmek mümkün müdür?

Teknoloji, insanlığa, İslamlığa hizmet etmelidir, dedim. Şöyle ki; “İbadetleri temizlikle ve daimi olarak ZAMANA riayetle bağlantılı olan insanlar niçin TEMİZLİK ve DAKİKLİK örneği değildirler? Yılda 30 gün kendilerini yiyecek ve içecekten mahrum bırakan insanlar niçin bir disiplin örneği olmazlar? Bazen acımasız ve katı olan bu 14 asırlık uygulamadan sonra TEMİZLİK ve ZAMANA RİAYET ve DİSİPLİN nasıl olup da onların ikinci bir tabiatı haline gelmemiş, hatta saplantı halini almamıştır?”, diye soruyor İzzetbegoviç.

Şimdi gel de bu sorunun altından kalk. Mümkün mü? Bu bayram da bir kez daha hak verdim Aliya’ya. İslamiyetin bütün ulvî, yüksek hasletlerinin içini boşalttık ve boşaltıyoruz. Bayramın bir özelliği de; akrabayı taallukatı sormak, sılayı rahim yapmak, yılda bir-iki defa akrabalara, dostlara, arkadaşlara zaman ayırıp sevgi ve muhabbeti artırmak, maddi ve manevi yardım elini uzatmak, içinde bulunduğu milletle bütünleşmektir. “Şahıs ve ferd” duygusundan, bencillikten, yalnız kendini düşünmekten sıyrılıp, ‘ümmet havuzu’ içinde erimektir.

Peki, uygulama böyle mi? maalesef evet diyemiyoruz. Adeta İslamın bilhassa toplumu bir birine bağlayan tüm bağlarını hızla bir bir koparıyoruz. Bütünleşmiş halatın iplerini gövdeden ayıra ayıra “habl ül metin” dediğimiz Millet, Ümmet bilincini yani "Ana Halatı” yok ediyoruz. Allah sonumuzu hayreyleye.

Düşünün ki, her Cuma’da okunan ayet şöyle haykırıyor: “Şüphe yok ki Allah, ADALETİ, İYİLİK YAPMAYI, YAKINLARINA İHTİYAÇLARI OLAN ŞEYLERİ VERMEYİ, EMREDİP, ÇİRKİN OLAN KÖTÜ ŞEYİ, TAŞKINLIĞI YASAKLIYOR VE SİZE BÖYLECE DÜŞÜNESİNİZ DİYE ÖĞİT VERİYOR. (Nahl:90)

  1. bir din, inanç düşününüz ki, beyin altına işleyen nakış gibi, her daim size akrabalarla yakınlaşmayı, paylaşmayı, bütünleşmeyi, diğergâmlığı, kucaklamayı emredip bunu ibadetten sayıyor; lakin uygulamada ise tam tersi. Şimdi bu sosyolojik, psikolojik belki de genetik durumu çözebilen, bence de (Aliya Izzetbegoviç’in dediği gibi) NOBEL ÖDÜLÜNÜ hak eder.

YORUM EKLE

banner41

banner45