Bir Kitap: HANGİ İSLAM

Erhan Aktaş’ın ‘Hangi İslam’ adlı kitabı, öncelikle söylemek gerekiyor ki; bilimsel içerikte bir kitap değil; yani Aktaş, işin teolojisinde ya da ilahiyatında değil, buna rağmen, okudukça kitabın bu güne kadar okuduğumuz pek çok kitaptan daha derinlikli ve pratik anlamda daha faydalı bir kitap olduğunu söyleyebiliriz. Öyle ki, işin bilimselliğinden, kuramsal yapısından ya da teorisinden ziyade pratiğine yönelmiş olması nedeniyle Aktaş’ın bu çalışmasının hayati öneme haiz ‘imanî bir pratik’ kazandırma anlamında oldukça önemli bir işlevi gerçekleştireceği muhakkak…

Zira; Aktaş’ın kitapta ele aldığı konular, bilimsel anlamdaki konumlarından çok, adeta fiili bir kronolojiyi takip edercesine, Müslümanların neredeyse 1000 hatta 1200 senedir yaşadıkları sıkıntılı pratiklerin ve bu tarih boyunca İslam adına ortalıkta gezen birçok hurafe, bidat ve uydurulmuş hikâyelerin hangi anlama geldiklerinin ve bundan da öte bunların aslında nereden ve neden kaynaklandıklarının da bir sayım dökümü niteliğinde..

Aktaş’ın bu çabasına bakınca, anlatmaya ve çözümlemeye çalıştığı iman ve inanç çerçevesine yerleşen bütün bu hallerin birçoğunun, aslında salt imanî vasıflara ve inanca vurmuş oldukları bilinçli ya da bilinçsiz darbeler dolayısıyla bile kişiyi İslam çerçevesinden çıkartabilecek ve hatta tamamen İslam dışı bir dinin mümini haline getirebilecek kadar büyük bir aymazlığın ürünleri olduklarını görüyoruz..

‘Hangi İslam’ bu anlamda sanki de bir uyarı sireni çalıyor okuyan Müslümanlara…

Sözgelimi;İslam adına yaptığımız onca şeyin, düşüncelerimizin, İslam’a nispet ettiğimiz pek çok gündelik alışkanlığımızın ve daha pek çok hal, davranış ve tavırlarımızın aslında ne kadar dünyevi olduklarını, ne kadar geleneksel ve basit köklerin ürünleri olduklarını ve bundan da öte çoğumuzun inatla İslam’dan diye bildiğimiz inanışlarımızın nasılda İslam’la uzaktan yakından alakasının olmadığını görebiliyoruz Aktaş’ı okurken..

Güncel ve tarihsel bir örnek verecek olursak; yine sözgelimi, bir takım insanların iyi veya kötü düşüncelerini Peygamber (a.s) efendimize atfederek veya Kur’an’a parçacı bir yaklaşım sergileyerek, üstüne üstlük Kur’an’dan aldıkları bir kaç ayeti insanlara örnek göstererek kendi inanışlarının ve düşüncelerinin doğruluğunu kanıtlamaya çalışmaları ve bu güne kadar gelen bu tarihin bir biçimde bir gelenek oluşturarak kalıcılığını sürdürmesini ve bu gelenek üzerinde genelde başarı sağlanmış olmasını bir örnek olarak verebiliriz..

Belki aynı bu kelimelerle söylemiyor, belki bizim gibi ifade etmiyor Erhan Aktaş, ama ‘Hangi İslam’ı özetleyecek olursak; Bir insan eğer bir dinin mümini ise, inandığı dini yaşamasındaki gayesinin de İlâhını razı etmek olduğunu söylüyor adeta… Buradan yola çıkarak İslam dinine inanmanın ve bu yeryüzünde bu dine inanarak yaşamanın bizi İslam’ı seçenlerden kıldığını ve bu seçimle, artık tek gayemizin bizi yaratan Rabbimizi razı etmek olacağını, O’nu razı etmenin tek yolunun da ancak O’nun istediği şekilde inanmak ve yaşamak olduğunu, bunu da ancak O’nun kitabını okuyup anlayarak ve doğrusunu bilerek ve bundan da öte dini yalnızca Allah’a has kılarak yapabileceğimizi söylüyor Aktaş..

‘Hangi İslam’ böyle bir kitap işte.. Ve Aktaş bu kitapta teoriden ya da teolojiden öte, ciddi bir pratiğin can yakıcı analizine yönelerek, bir bakıma da, Müslümanların illeti durumuna gelmiş, Müslümanların başının belası olmuş, daha da ileri giderek Müslüman’ım diyenleri farkına varmadan İslamiyet’ten çıkarmış, Müslüman kimliğinin yitirilmesine sebep olmuş güncel pratiklerin bir kısmının, aslın da ne olduğunu, nereden kaynaklandığını, bunların yanlışlığını ve doğruluğunu nasıl tespit etmemiz gerektiğini anlatmaya çalışmış kitabında.. Bundan da öte bu gün için insanların bir takım insanların peşlerine takılıp onların yanlışlarını ve doğrularını nasıl olup ta bir din olarak yaşayabildiklerini de örnekler halinde vererek, Kur’an’a parçacı ve salt bir metin olarak yaklaşılmaması, Kur’an’ın ancak bütüncül bilgiyle ve ön yargısız okunacak bir kitap olduğunun da altını çizmeye çalışmış..

Kitabı baştan sona ön yargısız samimi bir duyguyla okursak, yıllardır din zannettiğimiz, ya da şöyle ya da böyle Peygamber(a.s) efendimizin sözü zannettiğimiz birçok hadisin ve inanç diye bildiğimiz pek çok gelenek ve alışkanlığımızın aslında ne türden uydurmalar ve eklemelerin ürünleri olduklarını ve sonuç olarak ta, bir biçimde bunlara inananların akidelerini zedeleyen çok zararlı ve tehlikeli düşünceleri gözümüzün önüne serdiğini görürüz..

YORUM EKLE