Unutulmaya yüz tutan sanat: Ebru

Unutulmaya yüz tutmuş bir süsleme sanatı olan Ebru, birkaç başarılı usta tarafından yaşatılmak isteniyor.

Unutulmaya yüz tutan sanat: Ebru

Tasavvuf kültürünün başarılı örneklerinden bir olan Ebru sanatı gün geçtikçe eski ihtişamını kaybediyor. Ebru teknesindeki renklerin, suyun ve ebru sanatçısının ruh halinden yansıyanların sihirli karışımından oluşan Ebru sanatı unutulmaya yüz tuttu. İnsan ruhunu dinlendiren bu sanatı birkaç usta ayakta tutmaya çalışıyor. Bu ustalardan biri de Hasan Bilin. Ebru’nun ruhu dinlendirdiği ve beslediğini söyleyen sanatçı Hasan Bilin, “Ebruyu yapmak için ilginç malzemeleriniz olması gerekiyor. Kağıt, su ve toprak boyanın yanı sıra; kitre, deniz kadayıfı, at kılı, gül dalı ve bir kez kokusunu duyduktan sonra asla unutamayacağınız öd. Zahmetli bir hazırlık ve yapım aşamasına sahip olan ebru sanatını icra ederken mucizeler yarattığınız hissine kapılmanız pek olası. Bugün kayıtlardaki en eski ebru 1595 yılına aittir. Şebek Mehmed Efendi imzasını taşır. Ancak, bir sanatın gelişmesi ve kabul görmesi için yüzlerce yıl geçmesi gerektiğini ve kayıtlarda da detaylı bir arama yapılmadığını düşünürsek bu sanatın çok daha eskilere dayanan bir geçmişi olduğunu kabul etmemiz gerekir” dedi.

Çıraklıktan ustalığa…

Emekli öğretmen olan Bilin, Ebru sanatına olan merakının genç yaşlarında başladığını dile getirdi. Aldığı eğitim sonrasında ustalığa  yükselip özel ders vermeye başladığını aktaran Bilin, “Ebru kelimesinin Farsça'daki EBRİ kökünden geldiğini iddia edenler olsa da, bu kelimenin kullanılmasından yıllar öncesinde, Türkistan'da EBRE kelimesinin çok yakın anlamda kullanıldığı bilinmektedir. Yani kelimenin Farsça'ya zamanın Türkçe'sinden geçmiş olma olasılığı yüksektir. Osmanlı'nın son devirlerinde yaşamış olan Üsküdarlı Şeyh Sadık Efendi, Ebru Sanatının inceliklerini öğrenmek için Buhara'ya gitmiştir. Bu da, Ebru Sanatının Orta Asya kökenli olduğuna dair güçlü bir kanıttır. Ebru Sanatının günümüze ulaşmasında, Üsküdarlı Şeyh Sadık'ın büyük payı vardır. Onun devamında, Hezarfen Edhem Efendi, Necmeddin Okyay ve Mustafa Düzgünman, bir yandan sanattaki geleneği korumuş, aynı zamanda da ebru çeşitlerini tanzim ederek Ebru'yu güçlü bir sanat haline getirmişlerdir” ifadelerini kullandı.

Resim yok Tezhip var

Ebru sanatının yanı sıra Tezhip ve Hüsn-i Hat sanatlarını da öğreten Bilin, “Tezhibin ana teması desendir. Deseni motifler oluşturur. Motifler tamamen matematiksel bir düzen içinde çizilmiş geometrik şekiller üzerine yerleştirilir. Bu geometrik şekillerle hiçbir yüzyılda oynanmamış ve değiştirilmemiştir. Motifler daima simetrik olarak yerleştirilir. Çok uzun ve köklü bir geçmişe sahip bu sanatın adı, Arapça “Zehep” yani Altınlamak’tır. Altın ile süslemek demektir. Altın ve boya ile yapılan bezeme sanatıdır. Tezhip yapan sanatçıya da Müzehhip denilir. Motifler çok fazla zengin ve çeşitlidir. Bunun sebebi de ilam dininin resim ve heykel sanatına koyduğu yasaklardır. Bu yüzden Türk sanatçıları, bütün yaratıcı güçlerini süsleme alanında yoğunlaştırarak, gördükleri her şeyi, doğadan soyutlamaya ve stilizasyona yönelmişlerdir. Doğayı hiç değiştirmeden taklit etmek yerine onu üsluplaştırmayı uygun görmüşlerdir. Tavşan, balık, kurt, kuş gibi hayvan motiflerinde, kuşların kafalar, tavşanların ayakları yok edilerek kökenlerini belli etmeyecek şekiller oluşturulmuş olanlara (RUMİ) Kaynağı belli olmayacak kadar stilize edilmiş çiçekler(HATAİ), sürekli hareket halindeki bulutlardan esinlenerek oluşturulan şekiller (BULUT)olarak adlandırılmışlar. Türk tezhip ve süsleme sanatlarında başlıca bu motifler çok sık kullanılmıştır” şeklinde konuştu.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner11