Vakıf Yükseköğretim Kurumlarının Hukuki Statüsü Çalıştayı düzenlendi

Vakıf Yükseköğretim Kurumlarının Hukuki Statüsü Çalıştayı düzenlendi
Vakıf Yükseköğretim Kurumlarının Hukuki Statüsü Çalıştayı düzenlendi. Çalıştayda, vakıf üniversitelerinin, çalışanlarının ve öğrencilerinin hukuki durumları ele alınarak, disiplin ve yargı süreçleri hakkında değerlendirmelerde bulunuldu.

Başkent Üniversitesi, Yeditepe Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi, İbn Haldun Üniversitesi, Atılım Üniversitesi, Maltepe Üniversitesi, Nişantaşı Üniversitesi, Beykent Üniversitesi ve İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin katkıları ile düzenlenen çalıştaya çok sayıda akademisyen ve hukukçu katıldı.

“TÜRKİYE’DE İLK DEFA YAPILIYOR”

Altınbaş Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Çağrı Erhan açılışta yaptığı konuşmasında, Türkiye’de ilk defa yapılan bu çalıştayın, Vakıf Yükseköğretim Kurumlarının hukuki statüsü ile ilgili kafaları karıştıran birçok soruna çözüm önerisi getireceğini dile getirerek, “Birbirimizi anlamak, varsa yanlış uygulamalar konusunda farkındalık yaratmak, kanun yapıcıya yol göstermek için olumlu bir katkı sağlayacağına inanıyorum.” diye konuştu. Sorunların çeşitliliğine rağmen hukukun işin omurgası olduğuna değinen Prof. Dr. Çağrı Erhan, “Tabi olduğumuz hukuk, zaman zaman bizi zorlayan, hizmet alan öğrencileri ve akademik personeli mutsuzluğa iten bazı belirsizlikler içeriyor.” dedi. Rektör olarak son zamanlarda en çok hukuk mevzuatı okuduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çağrı Erhan, sürekli değişen, birbiriyle çelişen hususlara maruz kaldıklarını dile getirdi. “Bu çalıştayları sık sık yaparak, istişare ve meşveret mekanizmalarını çalıştırmadığımız için kervanı yolda düzeltmeye çalışıyoruz. Yasalar, taraflarıyla gerekli istişareler yapılmadan çıkarıldığı için uygulamada yaşanan sorunlar yine yeni bir yasa ile giderilmeye çalışılıyor. Bu da memnuniyetsizlikleri, çığ haline getiriyor” değerlendirmelerinde bulundu.

“VAKIF ÜNİVERSİTELERİ, 40 YILDIR TÜRKİYE’NİN BİR GERÇEĞİ”

Vakıf geleneğinin aslında yüzyıllardır Türk-İslam geleneğinde bulunduğunu da hatırlatan Prof. Dr. Çağrı Erhan, vakıf üniversitelerinin yaklaşık 40 yıldır, Türkiye’nin bir gerçeği olduğunu ve Üniversite öğrencilerinin yaklaşık yüzde 20’sinin bu kurumlarda eğitim-öğretim gördüğünü hatırlattı. Prof. Dr. Çağrı Erhan, günümüzde üniversitenin paydaşları olan öğrencilerin, çalışanların, yöneticilerin, kurucu vakıf ile YÖK ve MEB gibi diğer tarafları kapsayan tüm mevzuatın, ortak fayda algısıyla, yeni bir anlayış ile ele alınmasının zamanı geldiğine dikkat çekti. Bugüne kadar top yekûn bir düzenleme yapılamadığını söyleyen Çağrı Erhan, “Bu çalıştayın çeşitli yönleriyle bu dönüşüme katkı sağlamasını umut ediyoruz. Hukuk işin omurgası. Biz zaman zaman bazı mahkeme kararlarını yan yana koyduğumuzda gördüğümüz çelişkilere şaşırıyoruz. Örneğin, bir öğrenci tüketici hakem heyetine başvurabiliyor. Kamu görevi veren bir vakıf üniversitesinde, verilmiş olan bir sınav notu için tüketici heyetine nasıl gidilir? O mahkeme bunu nasıl kabul edebilir? Aynı konuda bazen İdari mahkemesinin, bazen iş mahkemesinin kendisini yetkili gördüğü durumlar yaşıyoruz” diyerek sözlerine açıklık getirdi.

 “ÇÖZÜM ÖNERİLERİ, CUMHURBAŞKANLIĞINA SUNULACAK”

Çalıştayın hazırlanmasına öncülük eden Altınbaş Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Giyasettin Baydaş ise vakıf üniversitelerinin hem uygulamada hem de literatürde karşılaştığı sorunların çözümüne ilişkin önerilerin, Cumhurbaşkanlığına, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına ve gerekli diğer mercilere sunulmak üzere çözüm önerilerini de içeren bir çalıştay kitapçığı haline getirileceğini dile getirdi. 1984’ten beri kamu hizmeti yürüten vakıf üniversitelerinin önemli sorumluluklar üstlendiğini ve Türkiye’nin istihdam politikasına önemli katkılar sağladığına işaret etti. Prof. Dr. Baydaş, “Bu kurumların eğitim ihracatındaki önemi ve öncü yeri de bilinen bir gerçek. Ar-Ge ve evrensel bilim çalışmalarına katkıları ve dünya üniversiteleri arasında Türk Vakıf Üniversitelerinin ön sıralarda yer alması da gurur vericidir” diye konuştu.

“VAKIF ÜNİVERSİTELERİ ÜSTLENDİKLERİ BU MİSYONLARINDAN DOLAYI ÖDÜLLENDİRİLMELİ”

Prof. Dr. Baydaş, temel işlevlerini yerine getirebilmeleri için Vakıf Yükseköğretim Kurumlarının öncelikle mali, akademik ve yönetsel olarak özerk olmaları gerektiğine dikkati çekti. “Uygulamada ise özerklik konusunda zaman zaman sorunlarla karşılaşılıyor. Demokratik batı toplumlarındaki anlayıştan da uzak durumdayız” ifadelerini kullanan Prof. Dr. Baydaş, Devlet Planlama Teşkilatı’nın 2007 yılındaki raporunda da özerklik konusunun tartışılmasına yol açan en önemli etkenin, üniversitelerin aşırı merkezi kontrol ile karşı karşıya kalmaları olduğunu belirtti. Vakıf Üniversitelerine ilişkin çeşitli mevzuat değişiklikleri yapıldığını ancak bugün bunların yetersiz kaldığını açıkladı. Prof. Dr. Baydaş sözlerine şu şekilde devam etti:

“Devletin Yükseköğretimdeki yükünü paylaşan bu kurumların diğer üniversiteler şeklinde ifade edilmeleri yerine ödüllendirilmeleri gerektiğini düşünüyoruz.”

Prof. Dr. Baydaş, karşılaşılan hukuki sorunlara somut örnekler vererek konunun boyutunu da ortaya koydu. Baydaş, “Üniversitelerde Ceza soruşturmaları, 2547 sayılı kanunun 53. Maddesine göre yapılır. Ancak Danıştay 1.Dairesi tarafından yapılan değerlendirmede, vakıf üniversitelerinin görevli rektör ve rektör yardımcılarının haricindeki diğer personeli hakkında bu maddenin uygulanacağına dair açık bir hüküm bulunmuyor. Görev suçu işlemeleri halinde genel hükümler uyarınca işlem yapılması gerektiği belirtilmiştir. Oysa devlet üniversitelerinde görev yapan akademisyen ve idari personel hakkında, ceza soruşturmasını takiben doğrudan veya itiraza binaen Danıştay sürecinin tamamlanmasından sonra gerekirse yargılanma süreci başlayabiliyor. Vakıf üniversitesinin diğer personeli bu sürecin dışında bırakılmış durumdadır” dedi.

“ÇİFT BAŞLI BİR YAPI OLUŞUYOR”

Bir diğer hukuksal statü sorunun da çalışma sözleşmelerinde yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Baydaş, Yargıtay’ın son dönemlerde verdiği karara göre, Vakıf Yükseköğretim Kurumlarında çalışan akademisyenler ile yapılan sözleşmenin iş sözleşmesi olarak değerlendirildiğini ifade etti. Böylece vakıf üniversiteleri akademisyenlerinin iş sözleşmeleri feshinin hem adli hem de idari yargı tarafından dava konusu edildiğini bun da çift başlı bir yapıya yol açtığını, oysa akademik personel sözleşmelerinin idari mi yoksa iş sözleşmesine mi olduğunun şüpheye yer vermeyecek şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Vakıf üniversitelerinin akademik personeline ödenecek ücretlerle ilgili düzenleme yapılırken bile vakıf üniversitelerinin görüşlerinin alınmadığına değinen Prof. Dr. Baydaş, “Bu düzenleme ile vakıf üniversitelerinin mali özerkliği ortadan kaldırıyor. Üstelik böyle bir düzenlemede vakıf üniversitelerinde çalışanların işveren maliyeti ile devlette çalışan personelin devlet maliyetinde farklılıklar çıkıyor. Oysa karşılıklı istişare ile çok daha somut şekilde aynı tip uygulama yapılabilirdi” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Baydaş, akademisyenlerin devlet üniversitelerinde verdikleri aynı dersi vakıf üniversitelerine geçtikleri zaman, uzmanlık alanı ile uyumlu değil diye veremediklerini, bunun da bir haksızlık olduğunu düşündüğünü ifade etti. Mühendislik fakültesi bölümlerinde asgari 7 öğretim üyesi ve 2 araştırma görevlisi şartı getirildiğini belirten Prof. Dr. Baydaş, Türkiye genelinde mühendislik fakültelerinin kontenjanlarının düştüğünü bu nedenle 4 öğretim üyesinin yeterli olacağı görüşünü dile getirdi. Zaman zaman idarenin takdir yetkisini hiçe indirecek şekilde uygulamaların olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Baydaş, bunun da üniversitelerin yeni ufuklara yelken açmasına engel olduğunu belirti.

 

 

 

 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner124