Evet, Her Şey Özgürlükler İçin!

Bilinen bir klişedir: Batı bütün tarihi boyunca özgürlükçü olmuş ve Doğu karşısında her daim özgürlükleri daha fazla savunan bir medeniyet olarak ele alınmıştır denilir. Peki, bu klişe doğrumudur, ne kadar öyle olduğu ifade edilse de kesinliği hakkında ciddi bir eleştiri yapılmış mıdır ve yapılan eleştiriler nezdinde gelinen noktada Batı’nın özgürlükçü olduğuna dair kesinlikler neyi ifade etmektedir…

Kanaatimizce bu görüş pek tutarlı bir görüş değildir. Zira her ne kadar Batı özgürlüklerden söz etse de bu noktada Batı düşünürler arasında bile ortak bir görüş söz konusu değildir. Aynı şekilde Müslüman felsefeciler ve kelamcılar arasında da bu konuda ortak bir görüş yoktur ancak yine de Müslüman düşünürler arasındaki yorum farkının bile bir zenginleştirmeye, bir açılıma, ilahi olanla seküler olan arasında bir değerlendirmeye tabi tutulduğu ve böylelikle de hiç olmazsa özgürlüğün sınırları hakkında daha ciddi açılımlara yöneldiğinin görmek mümkündür..

Oysa aynı şekilde Batı felsefecilerinin sadece özgürlük tariflerinden bile özgürlüğün net bir yorumuna ulaşmak mümkün değildir.. Öyle ki; Bazı Batı’lı düşünürler özgürlüğü sınırlara tabii tutarken (ki bu takdirde özgürlük olmaz) bazılarının da özgürlüğü “yok” kabul ettikleri bile söylenebilir… Burada gözüken şudur ki; Batılılar içi boş bir kavramla insanlığın karşısına çıkmışlardır. Burada; felsefi olarak izah etmekten aciz oldukları pek çok hususu pratikte nasıl tarif edebilirler ve uygulayabilirler? diye sormak gerekir.

“Özgürlük” Rönesans’la / laikliğin doğuşu sürecinde geçirdiği kavramlaşma döneminin akabinde Batı hadaratına has “özel bir anlam” kazanmıştır ve de “kölelikten kurtulma”, ya da “serbest olma” terimlerinin çok ötesinde, “siyasi” ve “ideolojik” bir içeriğe sahiptir.

Batı bunun yanında aynı temeli bâz alarak “insan hakları” kavramını geliştirmiş ve böylece Batı, felsefesi ve hukuk tarihine damgasını vuran “özgürlükler” kavramını doğurmuştur. İnsanın “özgürlük hakkı”nın hiçbir şart altında iptal edilemeyeceğini de yasalarla garanti altına almışlardır. Batı’nın verdiği bu güvence ile bireyler kendi rasyonaliteleri ile kurdukları toplumsal düzenek içinde özgürce yaşayacak, gerektiği yerde özgürce ibadet yapabilecek, gerektiği yerde ise basit bir korelâsyonla dünyayı ukbaya tercih ederek sözgelimi, Yaratıcıyı/Allah’ı bütün hayatlarından uzaklaştırabileceklerdi…

Bu seküler kanuna göre ise Yaratıcı/Allah dâhil, hiçbir güç, insana özgürlükler alanında müdahalede bulunamayacaktır. İşte Batı’nın kendine has, kendi argümanlarına göre dizayn ettiği özgürlükler konusu Batı’nın gündelik hayatı içerisinde böylece özel bir yer edinmiştir. Bu seküler ayrışma dolayısıyla da özgürlükler konusu gündeme geldiğinde akla ilk gelen Batı değerleridir. Veya şöyle de diyebiliriz: Batı temelli özgürlük anlayışı; insan iradesinin kendi kendine uygulamaya koyduğu tüm “hak”ları içermektedir…

Batı’nın dünyaya yaymak istediği ve kendi standartlarını yakalamak için diğer ülkelere şart koştuğu en önemli değerlerden birisi de işte bu özgürlük tarifi ve bu tarife bağlı olarak geliştirilen özgürlük yorumları ile karşımıza çıkar. Bu doğrultuda; onların savaşları da özgürlük içindir!… barışları da!… Onların sömürüleri de özgürlük içindir!… yıkımları da!… Onların köpeklere olan merhametleri de özgürlük içindir!… dünyada estirdikleri terör de!… Onların bir avuç kangrenli elitin hayatlarını uzatmak için organize ettikleri organ mafyaları da özgürlük içindir!… katlettikleri onca masum insan da!… Tüm hedonizmi ile hayattan olabildiğince zevk almak ta özgürlükler içindir!… nice masum kadın, kıza tecavüz edip kirletmekte!… Evet Nietszche’nin söylediği gibi Batı’da sonuçta her şey özgürlükler içindir!…

Burada Batılılardan kaynaklanan, onların kavram haline dönüştürdükleri tarifi yeniden tarif edecek veya temize çıkartacak değiliz. Yalnız vakıasının ortaya çıkması açısından konuyu bu denli açarak değerlendirmek gerektiği de ortadadır.

Görüldüğü üzere, özgürlük kavramı, Batı’da Rönesans’la başlayan ve adına modernleşme denilen sürecinde etkileri ile ortaya çıkan tamamen yapıntı bir düşüncenin ürünüdür.

Batı’ya endeksli olan bu kavramın hiçbir evrenselliği de söz konusu değildir. Özgürlükler, sadece Batılılar için geçerli olan ve diğer bir yönü ile de kapitalistlerin kendilerini korumak için, hayati değeri olmayan ve sadece belirli amaçlar için kullanılan bir yaftadan ibarettir. Bunu böyle olduğu salt bize ya da Doğu’ya özgü bir iddia değildir; Batı’nın tarihi de düşünürleri de tam bunu söylemektedirler; Örneğin Montesquieu’de Alexies’de Tocqueville’de Batı’nın özgürlük tanımının tamamen içi boş bir temenniler yığını olduğunu, sadece biçimsel manada bir özgürlüğün savunulduğunu söylerler…

Bu anlamda ‘Özgürlüğün Toptan Hesabı: Globalleşen Özgürlük’ başlıklı yazısında Şahin Torun’un da söylediği gibi; ‘‘Yasaların Ruhu’ adlı meşhur demokrasi ve özgürlük belgesinin yazarı Montesquieu gibi hem bir filozof hem de sosyolog olan Fransız düşünür Alexis’de Tocqueville ‘Amerika’da Demokrasi’ isimli eserinde Amerika’nın ‘Anayasacı, Kurucu Babalar –Founding Fathers’ silsilesinde önemli izler bırakan Jefferson’un şu cümlesinin altını çiziyor..

‘Bizim hükümetimizin yürütme erki benim dikkat ve kaygımın tek, beklide en başta gelen nesnesini oluşturmuyor. Halen ve daha birçok yıl boyunca en korkulası tehlike, yasa koyucuların zorbalığıdır. Yürütme erkinin zorbalığının da sırası gelecek, ama daha ileriki bir dönemde…’

Modern dönem bir yana klasik çağlardan beri hemen hemen bütün ülkelerin siyasal ve entelektüel tarihleri boyunca süregelen özgürlük ve demokrasi sorunundan öte bu anlamda özgürlüğün kazandığı ya da kaybettiği boyutları anlamak bakımından da çok önemli ipuçlarını barındıran bu sözler bugün bir bakıma bütün dünya için geçerli olabilecek bir özgürlük gerçeğini…’ortaya koymaktadır..

Sonuç olarak ta bütün çıplaklığı ile tarih onların özgürlük adına yaptıkları çılgınlıklarla doludur. Dünyayı özgürleştirmeye kalkan zalimlerin günümüzde yaptıkları şenaat ve cinayetleri her gün görüyor ve lanet yağdırıyoruz. Batı düşüncesiyle oluşturulup inanılan özgürlük anlayışıdır onları böylesine canavarlaştıran… Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de, Lübnan’da, Afrika’da ve dünyanın dört bir yanında özgürlük temsilcilerinin yaptıklarını anlatmaya, resimlerini serdetmeye artık insanlığın yüzü kızarmaktadır…

Bu çılgınlığa son verip yerin derinliklerine gömecek olan düşünce ve felsefe ise sadece İslam’dadır. İnsanlık onunla insanlığını tanımış, onunla şeref bulmuş, onunla sükûnete kavuşmuştur. O günlere adım adım yaklaşırken Allah (cc)’dan dileğimiz tez vakitte nusretini göndermesidir.

YORUM EKLE

banner16

banner11