“Şehirde tıkanır insanın hayatı” ( Bayram Ali Akyüz ile Özel röportaj)

Bu hafta Farklı Sohbetler’in konuğu, köşe yazarımız Bayram Ali Akyüz oldu.

“Şehirde tıkanır insanın hayatı” ( Bayram Ali Akyüz ile Özel röportaj)

Bayram Ali Akyüz 17 yaşında düştüğü yollardan hiç vazgeçememiş. Kendisine gezmeyi neden bu kadar sevdiğini sorduk, “Şehirde tıkanır insanın hayatı” diye cevap verdi. İşte o röportajımız… 

İlk gezinizi hatırlıyor musunuz?

Evet, Ali Mollasalih, ilk seyahatimi çok iyi hatırlıyorum. Çünkü ilk gezimi Bursa’ya yapmıştım. 1989 yılında babamdan zorla izin almıştım. İlk defa şehir dışına yalnız çıkacaktım. Çok heyecanlıydım. Çünkü bir nevi özgürlüktü bu. Otogardan otobüse bindim ve Bursa’da indim. Sabah namazında Ulu Camii’deydim. Camide uyuyup kalmışım. Saat on gibi elektrik süpürgesi sesiyle uyandım. Daha sonra yürüyerek Tophane, Yeşil Türbe ve Emir Sultan’a çıktım. Kapalı Çarşı’yı gezdim ve akşam otobüsle İstanbul’a geri döndüm. Bu benim ilk gezimdi.

Bu seyahati gerçekleştirdiğinizde kaç yaşındaydınız?

On yedi yaşımdaydım. İlk yurtdışı seyahatimi 26 yaşımda Güney Afrika’ya yaptım. Çok keyif aldığım on beş günlük bir geziydi.

Hangi ülkeler ve şehirler sizi birden fazla gidecek kadar etkiledi?

Ülkemizde yaklaşık olarak altmış ilimize gezilerim oldu. Yurtdışında da yaklaşık otuz ülkeye gittim. Her seyahat ettiğim yer bana bir şeyler kattı ve öğretti. Ülkemizde Anadolu’yu gezmek büyük bir keyif ve tutku. Mesleğim açısından beni en çok komünist başkentler dediğimiz Moskova, San Petersburg, Minks, Kiev, Prag’daki şehir düzeni ve metroları. Balkanlarda ve yakın zamanda beraber yaptığımız Batı Trakya gezisi.

Anadolu’da her şehirde bir şeyler buldum kendimde. Zaten en büyük seyahat sebebim Anadolu’ya olan tutkumdur. Şehir olarak ayırt etmiyorum.

Hangi gezilerden daha çok keyif alıyorsunuz? Yurt içimi yurt dışı mı?

İkisinin de yeri farklı farklı. Anadolu dediğim gibi bir tutku. Kendimizi buluyoruz. Yurtdışı gezilerinde ise başka kültürleri yaşamları öğreniyoruz. İkisi de epey keyifli.

Sizce Avrupa’yı mı gezmek daha keyifli Anadolu’yu mu?

Dediğim gibi ikisi de farklı. Avrupa’da bir düzen ve intizam şehirlerle karşılaşıyorsunuz. Bu etkileyici. Ama bir o kadarda hantal ve ruhsuz bir yaşam var. Adeta kurmalı saat ve robot gibiler. Anadolu’da ise her daim akıp giden sohbeti, muhabbeti, tarihi ile bir hayat var.

Hafta sonu sık sık programlar yapıyorsunuz. Seyahat planınızı ne aşamamalarda yaparsınız?

Genellikle önceden yapıyorum. Anlık geziler de oluyor tabi ki. Yıllık bir gezi programı yapıyorum. Buna mümkün mertebede uyuyorum. Ama iş dünyasının içindeyiz bazen çakışmalar tabi ki oluyor.

O zaman planlı gezmek mi akışına bırakmak mı diye sorsak?

Bu gittiğiniz yere göre değişir. İlk önce seyahat edeceğiniz bölgedeki rotalarınızı tespit edeceksiniz. Sonra bu rota içerisinde akışına bırakabilirsiniz. Amma mutlaka gideceğiniz yerler hakkında biraz bilgi edinirseniz çok keyifli ve doyurucu bir gezi yapmış olursunuz.

Unutamadığınız anılarınız var mı?

Birçok anımız ve güzel hatıralarımız oluştu tabi ki. Bunları önümüzdeki zamanlarla yazılarımla paylaşacağım okurlarımıza. Ama son yurtdışı, Batı Trakya gezimde çok duygulandım doğrusu. Bir parçamız adeta sınırdan seksen kilometre içeride duruyor.

Toplu olarak seyahat mi, yoksa tek başına mı? Neden?

Toplu olarak da yaptığımız gezilerimiz var. İki yâda üç kişilik gruplarla da. İki şekilde de seyahatler keyifli olabiliyor. Ya da size uyan grubu kurup gitmeniz daha keyifli. Sizinle beraber birçok seyahatimiz oldu.

Seyahat etmek masraflı bir şey midir?

Aslında değildir. Dediğim gibi yıllık bir planlama yaptığınızda 3 günlük bir Anadolu gezisi çok az maliyette yapılabiliyor. Birçok uçak firması kış kampanyalarında gidiş dönüş yüz TL ye uçak bileti sattıklarına şahit oluyoruz. Önceden rezervasyonlarla çok uygun oteller var. Anadolu’da ise ağırlıklı tercihim öğretmenevleridir. Temiz, uygun ve güvenli. Zaten keyifli bir gezinin birinci kuralı ekonomik olmasıdır.

O zaman o klişe soruyu soralım; Çok okuyan mı çok gezen mi?

Siz de biliyorsunuz ben kitaba müptelayım. Her hafta rutin kitap alan ve bunları okumaya çalışan biriyim. Birçok gittiğim yerlerde okuduğum kitaplardan aklıma düşmüştür. Her ikisi de çok iyidir. Bir insanın kendisine yapabileceği en iyi yatırım kitap ve seyahattir. Çok gezen çok okur. İkisi birbirini tamamlar. Çok sevdiğim bir Roman atasözü vardır. “Evde oturan ölür.”

İlk defa seyahat edeceklere hangi şehirleri ve ülkeleri tavsiye edersiniz?

Ülke olarak yakınlardan balkanlardan başlamalarını tavsiye ederim. Ülkemizde ise mevsimlere göre kendinize yakın olan illerden uzağa doğru tavsiye ederim. Karadeniz’de Kaçkarları tavsiye ederim.

Sancak Gazetesi önümüzdeki haftalarda pazar günleri gezi yazılarınızla buluşacak. Ne olacak bu yazılarda?

Evet, çok kez gezilerimi sosyal medyadan ve kişisel sitemden paylaştığımda siz ve birçok dostum bunları yazmamamı ve arşivlememi tavsiye ettiler. Bu vesile ile Sancak Gazetesi okuyucularına Anadolu’nun ve dünyanın en güzel köşelerini taşımaya çalışacağız.

Sizi takip edenler bilir sizin “Hayat Boyu Yürümek” kısaca; HAYDE diye bir sloganız var.

Evet sloganımız hayat boyu yürümek. HAYDE ise Karadeniz’de kalk gidelim anlamında kullanılır. Zaman hareket zamanı, zaman yürüme zamanı, zaman Tabiat ile bütünleşip bir olma zamanı. Bunlar olunca gerisi gelir. Çiçek açınca bahar geldiği gibi, bu dayatmalardan da kurtulmak için bir adım yani yürümek lazım. Dadaloğlu olayı güzel özetlemiş; ikamet, bütün iddialarından ve hayatiyetinden vazgeçen adamın işidir.

Şehirde tıkanır insanın hayatı. O zaman dağlara dönmeliyiz yüzümüzü. Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak; Yeni insanlarla tanışmalı, yeni kesifler yapacak… Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, gerçekleştirmeyi denemeli! Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını… Tek bir hayatınız var ve bir gün sona eriyor. Umarım her gününüzü değerlendiririz. Sahip olduğumuz en büyük nimetlerden biri olmasına rağmen, en kolay harcadığımız nimet hiç şüphesiz ki zamandır. Kum saati gibi her gün eksilmeye yüz tutan hayatımızı en iyi şekilde verimli kılmanın yolunu mutlaka bulmalıyız. Günlük hayatın karmaşası debdebesi içinde neleri dert ederiz kendimize, şöyle geriye dönüp bir bakalım. Geçmişi ve geleceği düşünmekten; o anı, o günü ve o saati yaşamayı es geçeriz. Seyahat ve geziler tam burada çağımızın vebası depresyona bir ilaç gibi çıkıyor karşımıza.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner11