"Tarih bugünleri muhakkak yazacak" (Ali Seydi Çakırel ile Özel Röportaj)

Farklı Sohbetler'in bu haftaki konuğu ülkücü hareketin liderlerinden Avukat Ali Seydi Çakırel oldu. Çakırel, 15 Temmuz sonrası ülkücü hareket içinde olanları anlattı.

"Tarih bugünleri muhakkak yazacak" (Ali Seydi Çakırel ile Özel Röportaj)

Özellikle 12 Eylül sürecinde ve ülkücü hareketinin içinde yaşadıklarını anlatan Çakırel, 15 Temmuz öncesi ve sonrası Devlet Bahçeli'ye yönelik, "15 Temmuz'dan itibaren kendisini çok takdir ettim. Tarih kendisini ve bugünleri mutlaka yazacaktır" dedi.  

Öncelikle Malatya'da doğdunuz, büyüdünüz. Bize o günkü Malatya'yı anlatın desem?

Malatya, bizim doğduğumuz ve lise yıllarına kadar birlikte olduğumuz şehir. Klasik, tipik bir Anadolu şehri. Anadolu'nun bozulmamış şehirlerinden, göç almamış ve düşman işgaline de uğramamış yani her şeyiyle yerli ve milli bir şehir. Mesela ben zaman zaman anlatırım. Bizim kiracımız Alevi idi. Biz Alevi ve Sünni çatışmasını 12 Eylül'e doğru 70'li yıllarda Türkiye'de yapılan provokasyonlarla öğrendik. O zamana kadar biz böyle yan yana birlikte yaşardık. Anadolu'da birbirimize sen niye böylesin veya değilsin demezdik. Türkiye'de bir kısım dışarıdan güçlerin ideolojik yapılanmaya başladığı yıllarda, Malatya'da da bu tarz yapılanmalar meydana geliyordu. Bununla ilgili sorulduğunda söylüyorum o yıllarda sol yapılanma daha çok ateist ve Marksist merkezliydi. Dolayısıyla bizim hem yetişme tarzımıza hem inancımıza uymuyordu. Lise yıllarında daha çok İslami ve dini duygularla ben bu öğrenci hareketleri içinde bulundum.

Malatya'nın işgale uğramaması milli olması diye ifade ettiniz ama biliyorsunuz Malatya çok kozmopolit bir yer kiracınız Alevi idi.

Alevi nüfus vardı, Kürt nüfus vardı. Mesela Malatya CHP'nin Kalesi idi. O yıllarda rahmetli Hamido dağda siyasetçi idi ve Kürt kökenli idi. Hamido sağ partililerin ortak adayı olmuş ve Malatya'da ilk defa belediye başkanlığını kazanmıştı. Yani CHP ilk defa o dönem kaybetti. Malatya'da kazanamadı. Niye kazanamadı, çünkü o kesimlere hitap etmeyen ikinci bir yapı vardı. İnsanlar bu tarz şeyleri anlamaya başlamıştı.

O zamanki Kürt Türk Anlaşması nasıldı?

Kürt-Türk meselesi o zaman çok büyük bir mesele değildi. Kurucularından biri olduğum Malatya Ülkü Ocakları'nda da kimse sen niye Kürtçe konuşuyorsun, Türkçe konuşmuyorsun diye sormazdı.  

O zamanlar şahsi açıdan önder gibi önemli olan kim vardı?

Bizim zamanımızda önümüzde önder olabilecek kimse yoktu. Önderler zaten bizim gibi insanlardı. O tarihlerde Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu vardı, MHP'den aday oldu. Türkiye çapında MHP'nin başında Malatya'da bilinen kişilerden çok yoktu. Ben İstanbul'a gittiğimde ülkücü çok azdı. Üniversitede Şişli Siyasal Bilimleri kazandım. O yıllarda siyasal bilimler ticari akademisyen bilimlere bağlıydı. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da o akademinin Aksaray'daki okulunda okuyordu. Yani bu diploma meselesi olduğu zaman bunu çok konuşmuştuk, basına da diplomamı vermiştim hatta bakın aynı okuldan mezunuz diye. Recep Tayyip Erdoğan'a yönlendirilen en büyük konulardan biri bildiğiniz üzere mezuniyet belgesi. "O tarihte Marmara Üniversitesi yoktu. Bu sahte bir diploma" diyorlar. Halbuki 1979 yılında İstanbul siyasi Bilimler Akademisi'ni bitirdik. 12 Eylül'den sonra akademiler kapatıldı, üniversite oldu. Zaten kavga gürültüden dolayı okula gidip diplomamızı alamıyorduk. Ben seksenden sonra gittim okula akademi yok. Dolayısıyla diplomayı Marmara Üniversitesi'nden aldık ancak o tarihte Marmara Üniversitesi olmadığı için bu tartışmalar sıkça dile getiriliyor.

Peki okula gidip kayıt oldunuz mu?

Okula gittim, kayıt oldum Mecidiyeköy'de kalıyordum. Sonra çocukların kaldığı Edirne Yurdu vardı oraya gittim orada kalıyordum. Bizim okuldan bir iki kişiyi buldum, fakat bu çocuklar üniversitede ülkücü olmuşlar. Fikri iradeleri yoktu. Ben çok okuyorum ülkücülüğün hepsi hemen hemen çok okuyordu ama ben daha çok okuyordum.

Ne okuyordunuz mesela?

Her türlü kitabı okurdum. Özellikle de bir tane arkadaşım vardı Hanifi, o huyumu bildiği için durmadan benim için kitap taşırdı.

Kısa sürece çok mu çevre edindiniz?

Hemşerilerim vardı, ülkücü arkadaşlarım vardı. Orada oluyor ister istemez. Okulda yurtta tanıştığın insanlar oluyor mutlaka. Ülkücüler azdı ama her okula gittiğimizde ya dayak yiyorduk ya kavga ediyorduk. Mutlaka bir şey oluyordu. Hatta bu yüzden okulda boykot yaptık. Ülkücüler ilk defa okulu işgal edip boykot yaptılar. Ülkücüler, ilk defa Türkiye'de Şişli Siyasal Bilimler'de boydan boya büyük 10 metre boykot resmi asmıştı. Her gün o resmi çekip çekip Cumhuriyet Gazetesi'nde "Faşistler okulu işgal ettiler" diye yayın yapıyorlardı.

Nasıl bir Türkiye hayal ediyordunuz ki bu işgalleri yaptınız?

Tabii o yıllarda bizim yaşımızdakiler bilir. Türkiye ciddi bir ideolojik kavram içerisindeydi. Mahalle bölünmüş, ilçeler bölünmüş, insanlar birbirini öldürüyorlar. Tabi 12 Eylül sonrası biraz oturup düşünme zamanı bulduğumuzda yaşananların dış etkenlerden kaynaklandığını anlıyoruz Ama gençken bunları düşünen olmadı maalesef.

Cumhuriyet Gazetesi'nde meşhur bir ülkücü kitlesine dönüşüyorsunuz değil mi?

Yani şöyle söyleyeyim,  genç yaşında birileri için, Türkiye için büyük eylemlerdir. Hürriyet Gazetesi, bizim ülkü ocakları için yayın yapıyor biz de onu protesto yapıyoruz. Ülkü ocakları olarak yürüyüşe geçtik, Hürriyet Gazetesi'ne gidiyoruz. O sırada da ocak başkanı Mustafa Belkaya. Birkaç arkadaşla konuştuk. "Hürriyet gazetesine gitmekten vazgeçelim, direkt inelim Ayasofya'ya." Kimseye söylemiyoruz ama kimse bilmiyor. Arkadan kalabalık geliyor, zaten biz öndeyiz. Polisler de gittiler. Hürriyet Gazetesi önünde tedbir aldılar. Bizim yanımızda da yürüyenler var tabi. Sonra biz dönmeyince Hürriyet Gazetesi'ne uyandı bunlar, "Ne oluyor" dediler. Biz de dedik ki, "Ya biz arkadaşla karar değiştirdik. Ayasofya'ya gidip iki rekât namaz kılacağız." Engellemek için çok uğraştılar. Bayağı bir mücadele ettiler, ama engelleyemediler. Ayasofya'ya girdik, yukarıya bir arkadaşımız çıktı. Türk bayrağını astı, ezan okudu, bir arkadaşımız müezzinlik yaptı. Hepimiz orada iki rekat namaz kıldık. Bizi engellemeye çalışan polisler de, arka saflarda namaz kıldılar. Bu tarz şeyler çok oluyordu.

O zamanlar Mehmet Ali Naciye’yi tanıyor musunuz?

Hemşerimdir, iyi tanıyorum. O da tabi ayrı olaydır, tam aydınlanmamış belki ilerde tarih aydınlatır. Mesela Şişli'deki okulda ülkücüler var, ama hiçbir derinlikleri yok. Okulda öğrendiklerini ülkücü görüşü gibi anlatıyorlardı. Hatta benim de eleştirilerim oluyordu. Fakat o zaman benim asıl hedefim hukuk fakültesine gitmekti. Okulda sayımız az olunca kendime yediremedim. Arkadaşlarım oradayken gidemedim. Bugün bizim çocuklarımız bunu yapsa çocuğumuzu döveriz. Ben dört sene orada okudum, arkadaşlarımı satmadım. Ondan sonra sınavlara girdim ve hukuk fakültesini kazandım. Fakülteyi kazandığım zaman da kayıt olacağım zaman ihtilal oldu. O da ayrı bir olay…

Sınavlar o zamanlar çok kontrollü müydü?

Kontrollüydü, ama mesela hoca bize konuşma diyemiyordu. Lütfen konuşmayın diyordu ama hocayı dinleyen yoktu. Şuna inanıyorum ki bu ideolojik yapılanmada hem öğretmenlerin, hem üniversite hocalarının büyük etkisi var.  O gençler yok yere öldüyseler vebali hocalardadır. Kesinlikle gençlerin suçu yoktu. Hep onları yöneten yönlendiren ve bir şekilde oralara kategorize eden öğretmenler ve üniversitedeki hocalardır.

Siz tabi o süreci dolu dolu yaşadınız…

Tabii çatışmada birisi yaralandı iki kere cezaevinde yattım. Cezaevlerinde o zamanlarda solculardan daha çok vardı. Hatta ben tutuklandığım zaman cezaevinde ülkücüler ilk defa koğuş sahibi oldular.

Cezaevleri ıslahtır değil mi, örgütler açısından? Cezaevleri insanların örgütle ilgili sorgulama yapmasına mı yoksa örgütle bağlarının kuvvetlendirilmesine mi sebep oluyor?

Bence hem o açıdan hem de diğer açıdan cezaevleri kesinlikle ıslah edici değil. Cezaevleri suçluların eğitim yeri haline dönmüştü. Mesela diğer adi suçlular da içerde esrarı eroini rahatlıkla içiyordu. Dışarıdan göründüğü gibi değildi.

12 Eylül'ün öncesinde çatışmaların içindesiniz. Siyasetin çözüm üretemediği ve milletin artık yeter dediği bir süreçti.

Ne oldu da bitti bir günde kesildi olaylar. Bu şunu gösterdi bütün bu organizasyonların içinde derin devlet, Türk devletinin bütün güvenlik kurumlarının içindeydi. Bir de maalesef Amerika'dan talimat alınıyordu.

Son olarak günümüzde yaşanan süreçle ilgili neler düşünüyorsunuz, ne söylemek istersiniz?

Ben Recep Tayyip Erdoğan'a son yüzyılın en önemli lideri ve en önemli Cumhurbaşkanı olduğunu düşünüyorum. Gerçekten devrim sayılacak çok şeyler yaptı. Bunu burada anlatmaya kalksam sayfalar dolusu anlatırız. Söylediğim gibi ülkücü hareketin içinde 15 Temmuz'a kadar Devlet Bahçeli'yi en çok eleştirenlerden birisiydim. Ama 15 Temmuz'dan beri Devlet Bahçeli çok doğru şeyler yaptı hükümete ve Recep Tayyip Erdoğan'a destek vererek. O yüzden takdir ediyorum Devlet Bahçeli'yi, tarih bugünleri muhakkak yazacaktır. Recep Tayyip Erdoğan'ı da aynı şekilde tarih yazacak. Geriye doğru baktığımızda 90 yıllık o makus tarihini kırdılar ve kıracaklar. Bundan sonra iyi şeyler olacak bütün olumsuz görünüme rağmen.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER