Hakikatin kalbe ilham ettiği şey, insanın rızkıdır

"Allah'ın işlerine rızâ gösterin. Zîra O, sizi sizden daha iyi bilir. Sizin yararınıza olan her işten sizi haberdâr etmez." Diye ifade eder. Abdülkadir Geylani hz. Yine aynı şekilde; "Başına gelen olay senin istediğin gibi değilse Allah'ın murad ettiği gibidir. Şu halde kendine sor, Onun muradı mı, yoksa senin arzuların mı önemlidir?  O senin aklına gelen her şeyin ötesinin ötesinin ötesindedir." Diye belirtir imamı Rabbani hz.

Allah'ın işlerine rıza göstermek, tevekkülün de ilk şartıdır. Dolayısıyla Allah'ın bizi bizden daha iyi bilmesi kendi irademizde yaşanan durumlarda hakiki anlamda insan olarak aczimizi de ifade eder. İşte o aczinde insan, Allah'ın mutlak geniş kudretine dahildir. Bu maddi ve manevî olarak bir bütünlüktür. İnsan çoğu zaman maddesel bir dünyada, maddi olarak aciz olabilir, ancak dünyanın bir pula bile değmedigini bilen insan bazen dünyayı bir pula iade alırda, geriye kalan üç beş kuruşla oyalanır. Dünyadaki hâllerimiz, bizim gerçekte dünyanın da  hangi ufkuna vakıf olduğumuzdur gerçekte. Hayatta  nerede olduğunuzun, neden olduğunuzun ve nerede olacağınızı her şeyi "Ol" emrine verene tâbi olun. Söz odur ki ancak Allah'ın dediği olur. "Bütün işlerin sonu döner dolaşır Allaha varır." lokman 22. Bazen

hakikatin gönlünüze ilham ettiği şey, insanın da tüm rızkıdır. Ve o derin rızk ilminde insan nasıl bir hazineye sahip olduğunu o zaman kalbiyle hisseder.

Kalben her şeye sahip olabilme dahilinde iken yine her şeyde ve her şeyimize şahit ve sahip olan Allah, o zaman size ve kalbinizin rızkına da kefildir.

Bu yüzden "Tevekkül eden kimse Allah'ın vadi ile sükunet bulur. Diye ifade eder Abdülkadir Geylani hz. Bu yüzden yine  "Her işte binlerce hikmet gizlidir. " diye ifade eder Abdulkadir Geylani hz. Zira gizlilikte işin ayrı bir hikmetidir o durumda. İnsan maddi olarak her dünyalığa erebilir. Ancak bu hakiki yaşayış şuurunda olmak değildir. Ya da bir dünyalığa erince, her şeye ulaşmış da sayılmaz insan. Zira insanın öz bendi, benliğinden öte birş eydir. Bu şu demektir; aslında manen   sahip olabilen insanın, kendisinin yine maddesel olarak her şeyden mahrum olma halini ifade eder. Bu çok geniş kapsamlı olabilir. Çünkü o noktada Allah kulunu o bir pul ile sınar. Veya kainatı insana olduğu gibi hazine eder. İnsanın tuttuğunu altın, gözyaşını inci eder.

Bu yüzden "Cevahir varken pul neye yarar. Aczini bilmeyen kul neye yarar. Herkes bir yol tutmuş gidiyor Mevlâ'ya varmayan yol neye yarar." Diye ifade eder Mevlâna hz.

Bu yüzden denize savurduğumuz bir pul belki kainatı iade alabilecek bir değerdedir ancak o pul dünyanın da okyanusunda, kalplerinde kadrini bilemez. Ola ki zaman elinize verile; biz zamandan çok, elimize, fikrimize ve gönlümüze kalbiyle değen, o vaktin değerini ve değerlerini biliriz.

Biz gümüş pula ömrümüzü vermişiz. Bu yüzden kâğıt olanlar hiç kâr etmiyor ömrümüze!

Bu yüzden "Hazineler derinlerde olur." diye ifade eder Mevlâna hz. Yoksa yakuttan, taştan mercandan söz etmez. İnsanın hakikati kadri okyanus gibidir. Bu yüzden "Çer çöp kıyıda olur hazineler ise derinlerde olur." Diye ifade eder Mevlâna hz. Bu yüzden buna örnek olarak "Öteler gayemin malı. Mesafe ekinim, zaman madenim. Gökte saman yıldızı benim olmalı, dipsizlik gölünde inciler benim." Diye ifade eder şiirinde üstat.

Bu dünyada gönlünüzce bir yer edinemediyseniz şayet; Mevlâna'nın şu sözlerini hissedin. "Allah'tan geldik Allah'a gidiyoruz. Allah'tan başka kimsede güç ve erk yoktur ki bizi durdursun. Biz yersizlikten gelip,  yersizliğe gidiyoruz." Mevlâna'nın bu sözü dünyada

belki yer edinmese de aslında gönülde, gönüllerde yer alabilmiş olabilmenin aslıdır bu söz.  Ve gönüllerde yer edinmiş insanlar, asla yersiz ve yurtsuz olmuyordu hiç şüphesiz. Belki yersiz gereksiz çok eziyet ve hezimete gelseler de, ilahi bir kudret hakikatinde yerli yerinde oluyordu daima kalpleri. Bu yüzden; "Gökyüzünün yolları daima içtedir gönüldedir." Diye belirtir Mevlâna hz. 

Yaşamın yollarından geçerken, gökyüzü yollarının öğrettiği bir şey vardır. Yaşamda herkes haklı veya haksız bir yer edinmek isterdi. Oysa maddede yer edinmek, dünyanın somut şekli gibi geçiciyken, mânâ da yer almak; herş eyden bir adım önde bulunmaktır.  Çünkü kainatın içinde dünya yollardan ibaret değil, insanın sonunda kalbinin hakikatine varacağı yolculuktan ibarettir. Dünyada yer edinmek, dünyada bir döngüyken, mânâda yer almak ise döngüyü izlemektir sessizce. Bu yüzden; "Bu dünyada neden sonlardayım diye üzülme. Mahşerde bu kervan tersine dönerde bakarsın en öne geçmişsin." Diye ifade eder büyükler. "Bu dünya bir oyun ve oyalanmadır asıl varılacak yurt ahiret yurdudur. Keşke bilmiş olsalardı." Ayeti Kerim meali bununda bir ifadesidir.

Bu dünyada elleri kolları ve ayaklarıyla ilerleyenler bir yere kadar gidebilirken; arş kalpleri arşınlardı  sadece. Arza hicret için yüreğini yormalıdır insan. Öyle ki; hem her şeyde yorumsuz kalarak ancak bin hayra yorarak yolunu yol almaktı kalbin hakikatine. Bu yüzden hayatta sizden madden gidenler olduğu gibi kalbinize manen gelenler de vardır aslında. İnsan bir hakikate varmadıkça kendine varabilir mi hiç? Kendinize bulduğunuz en yakın yön, kalbinizle gittiğiniz yerdir. Orada gerçekliğin duruşunda

şahlanan bir ilkeniz ve kalbi bir şekliniz vardır.

"Bütün yollar Allah'a varır ve Allah bütün yolların  gayesidir. Dolayısıyla bütün yollar Sırat-ı 

müstakimdir. M. Ibni arabi hz.

Eğer hayatta kendi gücünüzle karnınız duyuyorsa en zengin insan sizsiniz. Çünkü aslında en büyük fakirlik başkalarının güçlerinden ve kuvvetinden beslenen insanlardır. Bu yüzden dünyanın hiçbir para birimi gerçek bir kalbi satın alamaz. Ancak o kalp dilerse kendini sadaka niyetine bahşeder. Hayat derin bir okyanusa açılmak gibidir. Varlığın bilinmezliğin içinde, düşüncelerin ise yüzeydedir. Ancak iç bir derinliğe sahip olan kuşanır sizi.

Sevgiyle Kalın

YORUM EKLE