İNSAN VE ÖMÜR SERMAYESİ!

“Bil ey aziz kardeşim! İnsan bir yolcudur. Çocukluktan gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden (insanların öldükten sonra tekrar diriltilip muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanması) ebede kadar yolculuğu devam eder. Her iki hayatın levazımatı, Mâlikü’l-Mülk (her şeyin sahibi, Allah) tarafından verilmiştir.

Fakat o levazımatı (gerekli şeyler), cehlinden dolayı tamamen bu hayat-ı fâniyeye (dünya hayatı) sarf ediyor. Hâlbuki o levazımattan lâakal (en azından) onda biri dünyevî hayata, dokuzu hayat-ı bakiyeye sarf etmek gerektir.

 

Acaba birkaç memleketi gezmek için hükûmetten yirmi dört lira harcırah alan bir memur, ilk dâhil olduğu memlekette yirmi üç lirayı sarf ederse, öteki yerlerde ne yapacaktır? Hükûmete ne cevap verecektir? Böyle yapan kendisine akıllı diyebilir mi?

Binaenaleyh, Cenâb-ı Hak her iki hayat levazımatını elde etmek için yirmi dört saatlik bir vakit vermiştir. Çoğunu aza, azını çoğa vermek suretiyle, yirmi üç saat kısa ve fâni olan dünya hayatına, hiç olmazsa bir saati de beş namaza ve bâki ve sonsuz uhrevî hayat sarf etmek lazımdır ki, dünyada paşa, ahirette geda (dilenci) olmasın.” (MN)

Öyle çabuk alışmıştık ki dünyaya, sanki ebediyen burada kalacakmışız gibi, hesap- kitap yapıyor, tüm işlerimizi, faaliyetlerimizi icraatlarımızı bu düşünce etrafında, hayatımızı ve ömür sermayemizi bu çizgide sürdürüyoruz. 

Oysa her gelen gidiyor. Kimse burada daimi kalmıyor. Her geçen gün, verdiğimiz her nefes bizi çıkış kapısına biraz daha yaklaştırıyor. Çıkış kapısı görüldüğünde ise her insan artık dünyanın bir han, kendisinin de bir yolcu olduğunu kesin anlıyor, lakin iş işten geçmiş olacaktır. Çünkü Cenâb-ı Hak tarafından verilen bütün nimetler, ihsanlar, imkânlar ve fırsatlar; miadını, kullanım zamanını doldurmuş olacaklar. Bu dünyanın bir misafirhane, kendisinin de bir yolcu olduğunu, burada belli bir zaman ağırlanacağını ve kalan yoluna devam etmek üzere ayrılacağını fiilen anlamış oluyor. .

AKILLI VE UYANIK BİR TÜCCAR

Bunun içindir ki, ömür dakikalarımız çok önemli. Hepimiz bu dakikaların toplamı olan bir ömür sermayesi ile ahiret ticareti için dünya pazarına gönderilmişiz. Gerçek şu ki, akıllı ve uyanık bir tüccar gibi olmak zorundayız. Aksi takdirde kaybettiğimiz sermayenin telafisi olmayacak. Bizi bu dünya pazarında durdurmayacaklar. Her şekilde, vakti geldiğinde buradan çıkacağız. Öyle ise Üstadın şu ikazına çok ihtiyacımız var:

” Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza, bu fâni dünyadan da çıkacaksın. Öyleyse, aziz olarak çıkmaya çalış. Vücudunu Mucidine feda et. Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın”.

YORUM EKLE

banner41

banner40