Kim, kime ne mesaj veriyor?

Suriye öncesi kimyasal silah var ayağına ırak’a çökmüş olan ABD daha sonra pardon dedi ama ulaştığı petrol kuyularının sahibi olarak halen orada…

ABD SURİYE’DE İŞGALCİ…

Arap baharı janjanlı demokrasi salatası ile sahaya sürülen ve bahar öncesi çiçekli böcekli devrimlere gülüp geçenler, bu bahar salgınının gelecekte kendilerine de sirayet edeceğini hesaba katmadılar.

Irak işgal sonra bölünmüş şekli ile kaybetmiş olduğu otoritesi bir yana işgal öncesi; ABD işgal ile aldıklarını istemiş olsa, Irak asla müsaade etmez, razıda olmazdı, oysa milyonlarca insanı öldü ve ABD istediğini aldı, ırak savaşmayı seçtiğinde içindeki kesnizani virüsünden bihaber duruşunu asla bozmamıştı…

Suriye özelinde olup bitenlere baktığımızda; yurtta sulh cihanda sulh ile sınırların içine hapsedilmiş olan anlayış veya esaret; 28 Şubat sonrası müesses nizamın hizmet-fetö terör örgütü vesayetinde ak partinin siyaset yapmasına müsaade etmiş olan irade, ak parti iktidarı ile kontrolü elinden kaçırdığını anlayınca onca tedbirler ardından 17-25 Aralık darbesini, sonrasında da 15 Temmuzda fiili olarak sahaya inerek kan akıtmaktan geri durmadı…

Suriye’de limanı olan Rusya bu iç kargaşa sonrasında fiilen davet edilmiş olarak Rusya Suriye’de var, İran ise İran devrimi sonrasında Suriye’de var olmaya devam etmiş iken sınırımızın ötesinde var olan kargaşanın faturası bize yazılmaya başlandı ama biz Suriye’de hiçbir şekilde yoktuk ve bedel ödedik.

Suriye’de biz yoktuk ama Suriyeli göçmenler güvenlik olarak ülkemize geldiler.

ABD ile Rusya bu olanlardan sonra perde arkasında iş tutarlar mı sorusunun cevabı çok net ortada, geçmişte Almanya’yı aralarında paylaşan ve Alman tehlikesi karşısında bir arada Almanya’ya karşı savaşmış olan Rus ABD işbirliği her zaman olabilir bir çıkar ilişkisidir.

SON OLAYLARDA İRANIN FAZLA BİR HAREKET SAHASI OLMASA DA BİZLERİN HER ALAN KAYBEDİŞİ İRAN İÇİN SEVİNÇ NEDENİDİR.

Astana süreci ve Soçi mutabakatı ve de Adana sözleşmesi bizim an itibariyle Suriye’de olmamızın meşru zeminini oluşturmaktadır.

T.C ulus devleti olmasına rağmen imparatorluktan gelen birikim ile tüm ulusalcı unsurların tahrik ve istismarına rağmen imparatorluk olgunluğu ile davranırken, Suriye adı üstünde bir ulus devletini çağrıştıracak görüntüsü olmamasına rağmen ulusal ve mezhebi endişelerle yapmış olduğu tercih dolayısıyla ülke bölünür hale gelmiştir. Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve birliğini kurtarmak da bize düşmektedir.

ABD son olaylarda haklılığımızı ifade ederek Rusya ile çatışmamız için destek vermekten geri durmuyor, oysa biz Rusya ve İran ile ABD’yi bu sahadan atma şansına sahibiz, ya da ABD Rusya ile sahada kalıcı olur ve sahada ne İran nede bize yer kalmaz.

Suriye özelinde kim ne derse desin askeri yapı olarak kalıcı olmaya mahküm hale gelindi…

Suriye’nin toprak bütünlüğü ve birliği ülke olarak tarafımıza düşmektedir, Suriye ile ilişkilerimiz bundan sonra asla sorgulanmayacak kadar bizim iç meselemizdir, ne Suriye’den gelen göçmenler, nede İran, Rusya veya ABD’nin çıkarları ile ilgili pozisyon değiştirmemiz söz konusu değildir.

Suriye ile olan ilişkilerimizi ve pozisyonumuzu koruyarak ABD’nin sınırımızın içinde çıkarmak istediği ve de Rusya’nın da işine gelen terör sarmalına müsaade etmeyerek olayı Suriye ve ırak sınırının ötesine taşımalıyız.

T.C’nin kuruluşu ulus devleti olarak olsa da devlet olarak reflekslerimiz asla kemalistlere rağmen ulusal-ırkçı olmadığından bu coğrafyada kalıcı otoriteyi bizim dışımızda birilerinin sağlama şansı asla olamaz.

İç karışıklıklar öncesi 21 milyon nüfusu olan Suriye an itibarıyla 10 milyon insanını kaçırmış, en az bir milyon insanı ölmüş iken kim kime neyi nasıl anlatacak.

Esad sonuç itibarıyla kendi vatandaşına savaş açmış pozisyonundan asla kendisini temize çıkaramaz.

Suriye’de ölen insanlar için sahada olan ülkelerin herhangi bir vicdani endişeleri yoktur, yeter ki kendi politikaları olsun, onlar sahada varlık göstersinler.

ABD petrolü istiyor, Rusya Akdeniz’de kalıcı olarak olmak istiyor, İran mezhebi endişe ile varlığını sürdürmek istiyor, güç sahipleri her tarafı bölerek, parçalayarak daha küçük lokmalar halinde buraları yutmak istiyor iken bizim bu isteklere fırsat verecek politikalara alet olmamız lazım.

Suriye’de varlık nedenimiz Suriye’nin toprak bütünlüğü ve birliğini korumanın dışında kendi güvenliğimizi ve birliğimizi korumak olduğunu kesin olarak idrak etmemiz lazım.

Ne Suriye’nin bütünlüğüne helal getirmemiz söz konusu, nede bizlere kurulmak istenen tezgâhlara fırsat vermememiz lazım.

Hiçbir şey 1918 işgali sonrası bize biçtikleri rol ile aynı değil.

Hiçbir şey 28 Şubat sürecindeki hedefledikleri amaca da uygun değil.

Hiçbir şey anayasada yazıldığı gibide dar ulusal duruş çizgisinde de değil.

Her şey yeni, hiçbir şey müesses nizamın bize biçtikleri rol gibi değil, bundan sonra her şey bizim bize özgü inşa edeceğimiz duruş gibi olacak.

YORUM EKLE

banner41

banner46

banner40

banner45