Kur’an Şairi Akif’le Söyleşi (3)

M.C. ÖZMEN: Aynadaki halimiz bu maalesef… Ama mensubu olduğumuz yüce dinimizin kitabı ümitten de ayrılmamamız, umudumuzu kesmememiz gerektiğini söylüyor… Biliyoruz… Biz bir halin muhasebesinden hareketle bir gidişatın sorgusundayız üstadım… Biz yuvarlandığımız uçurumun farkındayız… Bizim derdimiz düştüğümüz yerde nasıl toparlanacağımıza dair bir içlenmenin ifadesidir nitekim… Oysa sanki de hep böyle kalmamızı istercesine bizi düştüğümüz yerde oyalanmaya, itildiğimiz çukurda sızlanmaya devam etmeye çağıranlar da var… “bu memleket düzelmez”, diyerek geleceğimizi karanlık gören ümitsizler var üstadım… Biz bir soru soruyor ve düşünelim istiyoruz, ama onlar sadece ağlamakla meşguller… Oturduğunuz Süleymaniye kürsüsünden sesimize ses verin ne olur… bir söz deyin bize ki, silkinelim efendim…


M.A. ERSOY:
“Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak
Alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak
Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
Kendin mi senin yoksa ümidin mi yüreksiz?
Yeis öyle bataktır ki, düşersen boğulursun
Ümmîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!”
“Hüsrâna rıza verme çalış Azmi bırakma,
Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!
Sâhipsiz olan memleketin batması haktır,
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır
Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar
Uğraş ki, telâfi edecek bunca zarar var”
(Hakkın Sesleri / s.209,210)

“Sizi kim kaldıracak, sûru mu İsrâfil'in?
Etmeyin! Memleketin hâli fenalaştı.. Gelin!
Gelin, Allah için olsun ki, zaman buhranlı.”
(Süleymaniye Kürsüsünde/ s 180)

“Bir parça kımıldan, diyorum, mahvolacaksın!
Dünya koşuyorken yolun üstünde yatılmaz”
(Gölgeler7 s.470)
“Cihan altüst olurken, seyre baktırın, öyle durdun da,
Bugün bir sersem bir derbedersin kendi yurdunda!”
(Gölgeler/ s. 453)

“Bırakın mâtemi yâhut Bırakın feryadı,
Ağlamak fâide verseydi, babam kalkardı!”
“Gözyaşından ne çıkarmış? Neye ter dökmediniz?
Bâri müstakbeli kurtarmaya bir azm ediniz!”
(Süleymaniye Kürsüsünde, s. 182)


M.C. ÖZMEN: Ne güzel söylüyor, ne güzel anlatıyorsunuz Efendim, kalkıp koşmak geliyor içimizden… Velâkin ne sözden nede ahvalden anlayanlar da var… Evet, böyle garip bir taife de türedi son zamanlarda… Nereden öğrendikleri bilinmez bir dolu söz eşliğinde sabır ve tevekkül diyorlar habire… Haksızlık karşısında mücadele etmek yazmıyor kitaplarında… Doğrudan yana dönmüyor dilleri… Korkuyorlar bir şeylerden ve her daim susup mücadele etmedikleri hâlde “sabır” ve “tevekkül”den mısralar, kasideler devşiriyorlar… Bırakalım kendi kasidelerine kendileri aferinler, Tahsinler sunsunlar diyeceğiz amma… Her kalkmaya davrandığımızda da ayaklarımıza bağ oluyor, dizlerimizi kırıyorlar efendim…

M.A. ERSOY:
“Nedir bu meskenetin, sen de bir kımıldasana!
Niçin kımıldamıyorsun? Niçin? Ne oldu sana?
“Çalış!” dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun,
Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun!
Sonunda bir de “tevekkül” sokuşturup araya,
Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya!”
(Fatih Kürsüsünde/ s.266/-268)
“Hissi yok, fikri bozuk, azmini dersen, meflûç...
Hani rûhunda o haksızlığa isyan, o hurûç?”
(Asım/ s. 409)

M.C. ÖZMEN: Üstâdım biteviye sorularla çok yorduk sizi… Ama baştan söyledik, derdimiz çok… Hangi halin ehli ya da neyin cahili olduğumuzu öğrendik sorularımıza verdiğiniz cevaplarla… Gönendik, yenilendik Safahatınız sayesinde… Görünen o ki bir felaketin eşiğinde duruyoruz… Ve yine görünen o ki, bu felaketten fazlaca haberdar değiliz… Ümit varız şükür elhamdülillah, zira bir inanç üzere olduğumuzu da iyi biliyoruz … ama sormadan da edemiyoruz üstadım … bu millet için en büyük felâket nedir?...


M.A. ERSOY:
“Felâketin başı, hiç şüphe yok, cehâletimiz,
Bu derde çare bulunmaz -ne olsa- mektepsiz"
Ey derd i cehâlet sana düşmekle bu millet
Bir hâle getirdin ki, ne din kaldı, ne nâmûs!
Es sîne-i İslâm'a çöken kapkara kâbus
Ey hasm-ı hakîkî, seni öldürmeli evvel
Sensin bize düşmanları üstün çıkaran el!”
“Öyleyse cehâlet denilen yüz karasından
Kurtulmaya azmetmeli baştanbaşa millet”
(Hakkın Sesleri/s.217,218)


M.C. ÖZMEN: Biliyoruz üstadım, bir Asım neslini özlüyorsunuz… Ve o nesli koskoca bir vazifeyle baş başa bırakıyorsunuz… İnşallah yeni bir kurtuluş olacak bu vazifenin zaferi… Okuyor, tefekkür ediyor, düşünüyor ve tekrar soruyoruz… ne yapmamız,nereden başlamamız gerekiyor Üstadım?...

M.A. ERSOY:
“Çünkü milletlerin ikbâli için, evlâdım,
Marifet, bir de fazilet... İki kudret lâzım
Marifet, ilkin, ahâliye saâdet verecek
Bütün esbâbı taşır, sonra fazîlet gelerek,
O birikmiş duran esbâbı alır, memleketin
Hayr-ı ilâsına tahsîs ile sarf temek için”
(Asım/ s. 442)


M.C. ÖZMEN: Sizi okuyanlar iyi bilirler üstadım… Nerede bir zorba var ise sizin cihetinizden orası mekruhtur… Batı medeniyetini emperyalist olmasından dolayı eleştirdiğiniz de vakidir… Ve bu nedenle size “medeniyet, ilim düşmanı” iftirasıyla saldıranların mevcudiyetinden de muhakkak haberdarsınızdır… Biz Asım neslinin gönüllüleri biliyoruz bu minvalde hangi noktada durduğunuzu ama bir de bu iftiracılara duyurmak istiyoruz… Siz neyin düşmanısınız üstadım… Nerede olursa olsun ilmin peşinde hangi süratle koşmamızı tembih ediyorsunuz?...

M.A. ERSOY:

“Alınız ilmini Garp’ın, alınız sanatını
Veriniz hem de mesâinize son sür'atini”
(Süleymaniye Kürsüsünde/ s.187)

“Bu cihetten, hani hiç yılmasın, oğlum, gözünüz”
Sade Garbın, yalınız ilmine dönsün yüzünüz
O çocuklarla beraber, gece gündüz, didinin,
Giden üç yüz senelik ilmi sık elden edinin!”
(Asım/ s.443)

YORUM EKLE

banner46

banner40