Namazı dosdoğru olmayan bu yolu yürüyebilir mi?

Namaz, İslam'ın beş şartından biri olan, günün belli vaktilerinde ve abdest alınarak yerine getirilen ibadettir. Namaz ibadetlerin en üstünüdür. İslamın ikinci şartıdır. Hz. Ömer (r.a) şöyle anlatıyor:
"Bir gün Allah'ın Resulü'nün yanında idik. Beyaz elbiseli, siyah saçlı bir adam çıkageldi. Üzerinde yolculuk izi yoktu, ama hiçbirimiz kendisini tanımıyorduk. Hz. Peygamber'in önünde diz çöküp oturdu. Dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini de Allah'ın Rasûlü'nün dizlerinin üzerine koyup sordu:
- 'İslâm nedir? Bana anlat' Allah'ın Resulu cevap verdi: 
- 'İslâm Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in, Allah'ın elçisi olduğuna inanman, namaz kılman, zekât vermen, Ramazan orucunu tutman, gücün yeterse Hacca gitmendir.' Bu sorulardan sonra iman ve ihsan hakkında sorular sordu ve cevaplar aldı. Bu sorulardan sonra kıyamet alâmetlerini de soran adam kalkıp gitti. Arkasından baktılar, hemen ortadan kaybolmuştu. O'nun kim olduğunu merak eden ashâb-ı kirama Allah Resulu şöyle buyurdu: 
- 'O Cebrail idi, size dininizi öğretmek için geldi." (Buhâri, Müslim) 
Namaz, Allahü tealaya ve Resûlüne imandan sonra, bütün amel ve ibadetlerden daha üstün bir ibadetdir.
"Ey iman edenler, rüku edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz." (Hac 77)
Dinimizde ilk emredilen farz namazdır. 
"Namaz, müminlere belli vakitlerde farz kılındı." (Nisa 103) 
Kıyametde de, imandan sonra ilk soru namazdan olacaktır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in bildirdiğine göre:
“Kıyâmet günü kulun hesâba çekileceği ilk amel, namazdır. Eğer kul, namazlarını Allah’ın istediği şekilde edâ etmiş ise, felâha erer ve maksûduna nâil olur. Namazlarını edâ etmemiş veya gafletle kılmışsa, kaybeder ve hüsrâna uğrar. Şayet farzlarından bir şey noksan olursa, Rabbimiz: Kulumun nâfile namazları var mı, bakınız? buyurur. Farzların eksiği nâfilelerle tamamlanır. Sonra kul diğer amellerinden de bu şekil üzere hesâba çekilir.” (Tirmizî)
Namazın önemine binaen Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
"Namazın dindeki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir." (Taberani) 
Namaz kılmak böyle büyük bir ibadet olduğu için terk edilmesi de çok büyük günahtır.
"Bilerek namazı terkeden kimseden Allah ve Resulunün zimmeti kalkar." (Ahmed b. Hanbel)  
Allah Resûlü, namaz kılmanın kendilerine ağır geleceğini söyleyen inatçı Sakîf Kabilesi’nin temsilcilerine:
“Rükûsuz (namazsız) bir dinde hayır yoktur” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd) 
Namaz kılmayanın kalbi kararır, diğer günahları işlemekten çekinmez. Günahlar da insanı küfre sürükler. Bu bakımdan her ne şart altında olursa olsun muhakkak namazı kılmalı!
Ümmü Seleme vâlidemiz şöyle der:
Resûlullah Efendimiz’in son vasiyetlerinden biri şu oldu:
" Aman namaza dikkat ediniz! Aman namaza dikkat ediniz! Emriniz altındaki kişilerin haklarına riâyet ediniz!' Peygamber Efendimiz bu sözleri o kadar çok tekrarladı ki, mübârek lisanı söyleyemez hâle gelince, bunları içten içe tekrar etmeye başladı." (Ebû Dâvûd) Resûlullah (s.a.v) namazın ehemmiyetini anlatmak maksadıyla şöyle buyurmuştur: “Cennetin anahtarı namazdır, namazın anahtarı da abdesttir.” (Tirmizî)
Rahmet peygamberine ümmetini nasıl tanıyacağı soruluyor: " 'Ümmetinden henüz gelmemiş olanları nasıl tanıyacaksın ey Allâh'ın Rasûlü?' dediler. Peygamber Efendimiz (s.a.v):
- 'Bir adamın alnı ve ayakları ak olan bir atı olduğunu düşünün. Adam bu atını, hepsi de simsiyah olan bir at sürüsü içinde tanıyamaz mı?' diye sordu. Sahâbe:
- 'Evet, tanır ey Allâh'ın Rasûlü!' dediler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: 
- 'İşte onlar da abdestten dolayı yüzleri nurlu, el ve ayakları parlak olarak geleceklerdir.' " (Müslim)
Aklı başında olan hiçbir Müslüman Peygamber (a.s)'ın kıyamet günü kendini tanımamasını istemezdi. Ellerimizin ve ayaklarımızın parlamadığı halde o gün, nasıl olurda "Ey Allah'ın resulü ben de senin ümmetinim" diyebiliriz. Ellerimizde ve ayaklarımızda Müslümanlık emareleri bulunmadan hangi yüzle bu emareleri taşıyan Müslümanlar arasına katılmayı arzulayabiliriz?! Gün içinde defalarca pusulası bozulan insan, her namaz vaktinde yeniden İslam'a kuruluyor. Hakka yönlendiriliyor. Bu huzura sık geliş ve zamana verilen önem insanı disipline ediyor. İnsan, sürekli namaz saatlerini takip ediyor. 
Namaz, gün içinde belirli vakitlerde ve saatleri sürekli değişen bir ibadet. Bu durum bizi zamana karşı uyanık olmaya ve akıp giden zamanın ruhunu yakalamaya çağırıyor. Kişi bir sıkıntıya düştüğü zaman Allah'tan onun istediği şekilde yardım isteyebiliyor. "Ey İman edenler! Sabır ve namaz ile (Allah'tan) yardım isteyin! Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir." (Bakara suresi 153)
Namaz kılan insanları Allah Teâlâ kötülüklerden koruyor. "...muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar." (Ankebut 45)
Günümüzde namaz ibadeti sanki isteğe bağlı bir ibadet gibi algılanıyor. Toplum, "Namaz kılarsan iyi olur. Kılmasan da pek bir şey olmaz" diye bir hava veriyor insana. Hâlbuki Rasülullah (s.a.v) zamanında Müslüman olup da O'nun "Sen namazdan muafsın" dediği hiç kimse yoktur. Ebü’d-Derdâ (r.a.) anlatıyor: Canımdan çok sevdiğim Resûlullah, bana şu tavsiyede bulundu: “Param parça edilsen, ateşlerde yakılsan bile, sakın hiçbir şeyi Allah’a şirk koşma! Hiçbir farz namazını da kasden terk etme! Kim namazı bile bile terk ederse, o kişi Allah Teâlâ’nın himâyesinden ve hıfzu emânından uzak kalır.” (İbn-i Mâce)  Namazı bilerek ihmal edenlerin, Allah’ın himâyesinden çıkacağı bildirilmektedir. Böyleleri, dünyada tehlikelerle yüzyüze oldukları gibi âhirette de şiddetli bir azâba çarptırılırlar. Onların âhiretteki acı âkıbetini Resûlullah şöyle tasvîr eder:
“Bu gece rüyâmda iki melek gelerek beni kaldırdılar ve 'haydi gidiyoruz' dediler. Ben de onlarla beraber gittim. Yanı üzerine yatmış bir adamın yanına vardık. Başka biri de elinde kocaman bir kaya ile onun başında duruyordu. Kayayı, yatan adamın kafasına vurup eziyor, taş bir tarafa yuvarlanınca arkasından gidiyor ve taşı alıp getiriyordu. O gelinceye kadar diğerinin kafası da iyileşerek eski hâline geliyordu. Adam, önce yaptığını aynen tekrarlayarak, yerde yatanın başını her defasında ezip duruyordu.
Yanımdaki iki meleğe:
- 'Sübhânallâh, bunların hâli nedir?' diye sordum…
- 'Anlatalım' dediler:
- 'Kafası taşla ezilen adam var ya, o, Kur’ân’ı öğrendiği hâlde onu terk eden ve uyuyarak farz namazın vaktini geçiren kimsedir...'” (Buhârî)
Kur’ân okuyarak onunla amel etme hususunda ağır davranan ve uykuya yenik düşerek yatsı ve sabah namazının vaktini geçiren kimselerin âhirette göreceği çetin azap, Peygamber Efendimiz’e rüyâsında gösterilmiş, o da merhametle üzerine titrediği ümmetini îkaz buyurmuş ve son vasiyetlerinden biri ise 'Aman namaza dikkat ediniz!' olmuştur. 
“Defteri sağdan verilenler cennetler içindedirler. Günahkârlara: 'Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir?' diye uzaktan uzağa sorarlar. Suçlular derler ki: 'Biz namaz kılanlardan değildik, fukarâya yemek yedirmezdik, bâtıla dalanlarla birlikte dalardık, ceza gününü de yalanlardık. Biz o hâl üzereyken ölüm gelip çattı.'” (Müddessir 39-47)
Burada, Cehenneme düşen insanların îtiraf ettiği ilk günah, namazı terk etmeleri olmuştur. Sonra diğer günahlar gelmektedir. Bu, dikkat edilmesi gereken mühim bir husustur.
"Namazı doğru kılanın, ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi günahları dökülür." (Ahmed b. Hanbel) 
Namaz hususunda dikkat edilmesi gereken önemli noktalardan biride elbette ki Allah’ın huzûrunda olduğu şuuruna varıp O’nun azamet ve heybetini kalbinde hissederek ibadetini yerine getirmelidir. Âyet-i kerimelerde şöyle buyrulur:
“Muhakkak ki mü’minler felâh bulmuştur: Onlar, namazlarında huşû içindedirler.” (Mü’minûn 1-2)
Demek ki ancak huşû ile kılınan namaz, insanı felâha erdirebilmektedir. Kalpte huşû ve bedende tâzim hissi olmadan kılınan namaz ise, hakîkî mânâda bir namaz kabul edilmemektedir. Huşûyu sağlamanın en başta gelen yollarından biri, namazı son namazmış gibi kılmaktır. Vakti biten, son anlarını yaşayan kişi hangi duygularla Rabbinin huzûrunda durursa, işte bütün namazlar da bu ruh hali içinde edâ edilmelidir. Hakikat de budur zâten. Zira insanın bir sonraki vakte yetişmeye garantisi yoktur. Bu durumda, namaz kılan kişinin, bütün kalbiyle Allah’a yönelerek her türlü dünyevî düşünceden uzak durmaya çalışması, okuduğu âyetlerin mânâsını tefekkür etmesi, göz yaşı dökmesi, secde yerine bakması ve dua hâlinde olması îcâb eder. Ancak böyle kılınan namaz, insana fayda sağlayarak kötülüklerden uzaklaştırır, boş konuşup insanları üzmekten alıkoyar, sahibini, Allah’a ve âhirete yönelterek insanları kıskanmak ve onlardan bir şey beklemek gibi boş heveslerden muhâfaza eder. Resûlullah kendisi, hadislerinde târif edildiği şekilde, huşû dolu namazlar kılardı. Geceleri nâfile kılarken derin bir haz içinde olur ve namazı uzatırdı. Kıyâmı uzun olan namazların daha faziletli olduğunu söylerdi. (Müslim)
Nitekim Tadil-i erkâna riayet etmek vacibdir. (Ta’dîl-i erkân, namazın rükünlarını düzgün, yerli yerinde ve düzenli yapmak demektir.)
Namazın vaciblerinden biri bilerek terk edilirse, o namazı tekrar kılmak vacib olur. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: Hırsızların en büyüğü, namazından çalandır. Yani namazın erkânına riayet etmez, rükû ve secdelerini hakkıyla yerine getirmez. (Darimi)
Ebu Hüreyre (r.a)'den rivayet edildiğine göre;
"Bir adam mescide gelip rükû ve secdelerinde tadili erkana riayet etmeden bir namaz kıldı. Nebi (s.a.v) de onu gözetliyordu. Adam namazını bitirip geldi, selam verdi ve Rasulullah (s.a.v): 'Git tekrar kıl, çünkü sen namaz kılmadın.' buyurdu. Adam gidip tekrar kıldı. Rasulullah (s.a.v) tadili erkana riayet edinceye kadar, onu üç defa geri çevirdi. Rasulullah (s.a.v) bu adama sonunda şöyle demiştir:
- 'Namaza kalktığın zaman, güzelce abdest al, sonra kıbleye yönel ve tekbir al, sonra Kur'an'dan bildiğin kolayına gelen bir yeri oku, sonra rükû et ve organların yatışıncaya kadar rükûda kal, sonra başını kaldırarak iyice doğrul, sonra secdeye git ve organların yatışıncaya kadar secde halinde kal, sonra başını kaldır ve organların yatışıncaya kadar otur, sonra tekrar secdeye git ve organların yatışıncaya kadar secde halinde kal, sonra bütün namazlarda bu şekilde yap." (Müslim)
Müslüman tadil-i erkana riayet etmeli, namazını acele etmeden ağır ağır, ruhuna sindirerek, huzur sükun ve hûşu içinde kılmaya çalışmalıdır. 
Gerçek şu ki, namaz çok mukaddes bir ibadettir. Namazın faziletlerine nihayet yoktur. Namaz, aklı yerinde olan ve büluğ çağına ermiş bulunan her müslüman için belli vakitlerde yapılması gereken şerefi yüksek farz bir görevdir. Bu önemli farzı yerine getirenler, Yüce Allah'ın pek büyük ikram ve ihsanlarına kavuşacaklardır. Bunu kasden terk edenler de, azabı çok şiddetli olan Allah'ın acıklı cezasını çekeceklerdir. Müslümanlar, henüz yedi yaşına girmiş çocuklarını namaza alıştırmakla görevlidirler. Bu çocuklara ana-babaları ve yetiştiricileri namaz kılmalarını öğretir ve yaptırırlar. İnsan bir düşünmeli, her an Yüce Allah'ın sayısız nimet ve ihsanlarına kavuşmaktadır. 
Öyle ikramı bol, merhameti geniş olan yaratıcımızın tükenmeyen lütuflarına karşı teşekkürde bulunmak gerekmez mi?! İşte insan, namaz yolu ile şükür borcunu ödemeye, yaratıcısının lütuf ve nimetlerini tatlı bir dil ile anarak kulluk görevini yerine getirmeye çalışmış olur. Bu bakımdan: "Namaz, şükrün bütün çeşitlerini bir araya toplar" denilmiştir. Bununla beraber namaz ruhu temizleyen, kalbi aydınlatan, imanı yüksek duygulardan haberdar eden, insanı kötülüklerden alıkoyan, insanı hayırlara, düşünceye, tevazu ve intizama götüren en güzel bir ibadettir. İnsan namaz sayesinde nice günahlardan kurtulur ve Yüce Allah'ın nice ihsan ve ikramlarına kavuşur. Hz. Ebû Hüreyre (r.a) anlatıyor: “Hz. Peygamber (s.a.v)’in şöyle söylediğini işittim:
- 'Sizden birinizin kapısının önünden bir nehir aksa ve bu nehirde hergün beş kere yıkansa, acaba üzerinde hiç kir kalır mı, ne dersiniz?' 
- 'Bu hal, dediler, onun kirlerinden hiçbir şey bırakmaz!' 
Aleyhissalâtu vesselâm:
- 'İşte bu, beş vakit namazın misalidir. Allah onlar sayesinde bütün hataları siler' buyurdu.” (Buhârî)  
Namaz, manevî hayattan başka maddî hayata da canlılık verir. İnsanın temizliğine, sağlığına ve intizamla hareket etmesine sebeb olur. İnsan namaza harcayacağı dakikaları, hayatının en mutlu ve neşeli zamanı olarak kabul eder. Doğrusu, geçici hayatın son bulmayacak birçok kazançları ancak namaz sayesinde elde edilir. 
Namaza ayrılan saatler, sonsuzluk aleminin tükenmez mutluluk günlerini hazırlamış olur. Bu çok mübarek ve pek feyizli ibadete gereği üzere devam edenlere müjdeler olsun!.. 
Allah’ım, fayda vermeyen namazdan sana sığınırız!
Ey Rabbimiz! Bizi namazı devamlı kılanlardan eyle. 
Ey Rabbimiz! Duamızı kabul et!
-Amin-

YORUM EKLE

banner46

banner40