Tüm Olumsuzluklara Rağmen Dimdik Ayakta

Dünya mimarlık tarihinin günümüze kadar ayakta kalmış en önemli eserleri arasında yer alan Ayasofya; 404 yılında atlattığı yangında büyük zarar gördü. Bin altı yüz dört yıl önce bugün restore edilen yapı, binlerce yıl sonra hala ilk günkü güzelliğinde.

Tüm Olumsuzluklara Rağmen Dimdik Ayakta

Mimarisi, ihtişamı, büyüklüğü ve işlevselliği yönünden, sanat dünyası açısından önemli bir yer teşkil eden Ayasofya, bugünden tam bin altı yüz dört yıl önce yeniden doğdu. Dört yüz dört yılında yaşanan yangın sonrası tarihi eser, yeniden yapıldı. Ayasofya Doğu Roma İmparatorluğu tarafından İstanbul’da yapılan en büyük kilise olma özelliğini taşıyor.

Aynı yerde tam üç kez inşa edilen kilisenin ilk ismi, Megale Ekklesia (Büyük Kilise), 5. yüzyıldan itibaren ise Ayasofya (Kutsal Bilgelik) olarak anılmış.  İlk kilise, 337-361yıllarında hükümdar olan İmparator Konstantios tarafından 360 yılında yaptırıldı.

395–408 yıllarında hüküm süren İmparator Arkadios’un eşi, Eudoksia ile İstanbul Patriği İoannes Chrysostomos arasında çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle, 404 yılında çıkan halk ayaklanması sonucunda yakılıp yıkıldı. Günümüzde, o kiliseye ait tek bir kalıntı bile bulunmuyor. 

İmparator II. Theodosios tarafından 415 yılında yeniden inşa ettirilen İkinci Kilise, beş nefli, ahşap çatı ile örtülü ve anıtsal bir girişe sahip olduğu biliniyor. Kilise, İmparator Justinianos’un 5. saltanat yılında, Nika İsyanı olarak geçen, büyük halk ayaklanması sırasında 13 Ocak 532’de yıkıldı. İkinci kilisenin, 1935 yılında yapılan kazılarda, bugünkü zeminin yaklaşık 2.00 m altında görülebilen basamaklar, sütun kaideleri ve On İki Havari’yi temsil eden kuzu kabartmaları ile süslü friz parçaları bulundu. Günümüz Ayasofya’sı ise İmparator Justinianos tarafından yaptırıldı.

Yapının üç nefi, bir apsisi, iç ve dış olmak üzere iki narteksi vardır. Apsisten dış nartekse kadar uzunluk 100 m. genişlik 69.50 m.dir. Kubbenin zeminden yüksekliği 55.60 m, çapı ise kuzey güney doğrultusunda 31,87 m, doğu batı doğrultusunda ise 30.86 m.dir.

Justinianos, Ayasofya’nın daha görkemli ve gösterişli olması için, maiyetindeki tüm eyaletlere haber göndererek, en güzel mimari parçaların Ayasofya’da topladı.  Bu yapıda kullanılan sütun ve mermerler; Aspendos, Ephesos, Baalbek, Tarsus gibi Anadolu ve Suriye’deki antik şehir kalıntılarından getirildi.

Yapıda 40 tanesi alt galeride, 64 tanesi ise üst galeride olmak üzere toplam 104 adet sütun bulunmaktadır. Ayasofya’nın mermer kaplı duvarları dışındaki tüm yüzeyler mozaiklerle döşeli. Mozaiklerin yapımında altın, gümüş, cam, pişmiş toprak ve renkli taşlardan oluşan malzemeler kullanıldı.  IV. Haçlı Seferi sırasında Latinler tarafından işgal edilen İstanbul ve Ayasofya oldukça hırpalandı.

FATİH SULTAN MEHMED DÖNEMİ

1453’te Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethetmesiyle, Ayasofya hemen yapısı güçlendirilerek, en iyi şekilde korunma altına alındı. Osmanlı Dönemi ilaveleri yapılan yapı,  bu dönemden sonra cami olarak varlığını sürdürdü. Mimar Sinan tarafından yapılan minareler ise aynı zamanda yapıda destekleyici işlevi gördü.

Fatih Sultan Mehmed Dönemi’nde kuzeyine bir medrese yaptırılan cami, en kapsamlı tamir çalışmasını Sultan Abdülmecid döneminde geçirdi. 1869- 1870 yılları arasında yıkılan medrese 1873- 1874 yıllarında yeniden yapıldı.  1936 yılında yıkılan medresenin kalıntıları, 1982 yılında yapılan kazılar sonucu ortaya çıktı.

Osmanlı Dönemi’nde, 16. ve 17. yüzyıllarda, Ayasofya’nın içine mihraplar, minber, müezzin mahfilleri, vaaz kürsüsü ve maksureler eklendi. Ayasofya Mustafa Kemal Atatürk’ün emri ve Bakanlar Kurulu kararı ile müzeye çevrilerek ve 1 Şubat 1935’de müze olarak, yerli ve yabancı ziyaretçilere açıldı.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner46

banner45