Said Halim Paşa’ya göre kafası flu aydınlarımız!

Maalesef yaklaşık 3 asırdan beridir aydınlarımızın “Batılılaşmak” hakkındaki düşünceleri net değildir. Bu fluluk/cehalet bir türlü giderilemedi. Bunun bir “aydın hastalığı/cehaleti” olduğunu söylemek mümkündür. Bunlar hayali bir batıya âşıktırlar. Bu hayâlât ise, İslami meseleleri bilmemekten ve İslamiyet’i tam anlamamaktan ileri geliyor.

Bizi içerden yıkan ve gelişmemizi engelleyen bu mühlik hayâllerdir ki, “Batılılaşmak” yüzünden tüm İslam dünyasına gelecek felaketin daima bu maksadın tahakkuku adına yapılan icraatların derecesi nispetinde, Müslüman dünyasına çökecek fenalığın da bu nispette büyük ve çöküşün o derecelerde kat’i bulunduğunu görmeye mani oluyor.  Bu öyle bir mühlik hastalıktır ki, nasılsa bir kere kendisine kapılmış olanları mütemadiyen oyalıyor da Müslüman dünyasının selametini ve “sosyal ve siyasi hayatını” ancak geliştirebilecek ve sarsılmaz ebedi “hakaik-i İslamiye” üzerine tesis etmekle kabil olabileceğini anlamalarına asla müsaade etmiyor.

Şunu da ifade edelim ki, Bizler batıyı taklit etmek, o âlemin ruhundan, prensiplerinden, örneklerinden ilham almak zorundayız, zannı/düşüncesi açıkça gösteriyor ki: Müslüman aydınlarının hiç olmazsa ekseriyeti, çok hatalı ve edasına davet oldukları vazifenin ehemmiyetiyle pek az münasebettar bir kanaat besliyorlar.

AYDIN OLMANIN ŞARTI

O halde bunlar bilmiyorlar ki, kendilerinin –aydın olmanın yegane hikmeti sebebi- İslami esasları/mebdeleri bütün hakikat ve mükemmeliyetleriyle ortaya çıkarmak, bu hususta gelen hiçbir hizmeti esirgememek, binaenaleyh İslam’ın en saf, en yüksek ruhundan, en güzel kültüründen, en asil misallerinden başka hiçbir şeyden ilham almamaktır. Zira ancak bu suretle kendi kendilerini idare ederek başkalarının sevk ve idaresine “teslim-i nefs” etmemiş, başkalarına uyacakları yerde kendileri başkalarına “uyulacak bir örnek” olmuş olacaklardır.

İşte ancak bu suretledir ki, Müslüman aydın sınıf, “hakiki medeniyete ve terakki-i beşere” ebediyen iştirak edecek ve bu hususta İslamiyet’in uhdesine düşen muazzam vazifeyi kendine layık bir surette yerine getirmiş olacaktır. Yoksa bunun dışında tutulacak herhangi bir meslek bütün İslam Dünyasını mütemadiyen batının saldırıları altında ve bunun sonucu olarak ebedi bir “esaret ve zillet“ içinde yaşamaya mahkûm eder ki, artık mevcudiyeti o alçak hayat yüzünden tefessühe (çürümek) uğrar, kendisi de Batı toplumlarının müebbeden hâkimiyeti/boyunduruğu altına girer. “

TÜRK AYDINI!

Akif’in tercümesinden ve Halim Paşa’nın kaleminden, Türk aydınlarının bir portresini görüyoruz. Bundan tam yüzyıl önce ileri sürülen fikirler, bugünkü gibi hala tazeliğini/geçerliliğini koruyor. Bu ne menem bir hastalıktır ki, bir türlü kurtulamıyoruz. Bu nasıl bir beyin yıkamadır ki bu fikrî hastalık devam edip duruyor. Hakikaten yara pek derin ve köklüdür. Bir millet nasıl olur bu kadar benliğini, özünü kaybeder ve bunu kendisine yapanlara da âşık olur. Beka meselesi bu olsa gerektir. Hükümetin ve ehl-i hamiyetin yapması gereken şey; Maarifte bir seferberlik savaşı başlatmaktır, ne pahasına olursa olsun, eğitim yoluyla vurulan fikrî boyunduruklardan kurtulmalıdır. Bu millet yeniden fabrika ayarlarına dönmeli ve formatlanmalıdır.

YORUM EKLE