TEVESSÜL (1

Tevessül, Allah katında yüksek bir derece elde etmek, bir fayda sağlamak veya bir zararı salmak suretiyle ihtiyaç gidermek veya dünya ve ahirette arzulanan bir şeyi elde etmek için Allah'a ve Resulüne itaat de bulunup Salih amel işlemek suretiyle Allah'a yakın olmaktır. Allah'a tevessülde bulunmak ancak onun çizdiği sınırlar içerisinde mümkündür. 
Tevessül; meşru olan tevessül ve bidat olan tevessül olmak üzere iki çeşittir. 
Meşru tevessül; söz, fiil veya inanç olarak Allah'ın sevip hoşnut olduğu vacip veya müstehap amellerle Allah'a yakın olmaktır. Bunlar; Allah'a Esmaül hüsna'sı ve Yüce sıfatları ile tevessül, salih amelle tevessül ve salih kimselerin duaları ile tevessül olarak çeşitlenir. 
Esmaül hüsna'sı ve Yüce sıfatları ile Allah'a tevessül, en hayırlı tevessül çeşitlerindendir. Allahu Teala şöyle buyuruyor: "Güzel isimler Allah'ındır. Onlarla Allah'a duada bulunun. " (Araf 180) 
Salih amelle tevessül, kulun; namaz, oruç, cihat, Kur'an tilaveti, zikir, istiğfar, hayır işleyip haramdan sakınmak gibi salih ameller ile Allah'a yakınlık aramasıdır. Buna en güzel örnek Ashabı Kehf kıssası dır: Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Sizden önceki kavimlerden üç kişi beraber yolda yürürlerken onlar yağmura yakalandılar. Hemen dağdaki bir mağaraya girip sığındılar. Akabinde mağaralarının ağzına dağdan büyük bir kaya düşüp mağaranın girişini kapattı.
Bunun üzerine onlardan biri diğerlerine:
−Riya ve şöhret isteği olmaksızın, sırf Allah rızası için yapmış olduğunuz amellere bakın da, onları söylemek suretiyle Allah’a dua ediniz. Umulur ki, Allah mağaranın kapısını açar! dedi.
Bu teklif üzerine onların biri şöyle dedi:
–Ey Allah’ım! Şu muhakkak ki, benim yaşlı ihtiyar annem babam ve küçük çocuklarım vardı. Ben çobanlık yaparak onları geçindirirdim. Akşamleyin sürüyü otlaktan döndürüp onların yanına getirdiğim zaman sütü sağar, çocuklarımdan evvel anneme ve babama süt içirirdim. Şu da muhakkak ki, bir gün geç kaldım da ben tâ akşam oluncaya kadar sürüyü getirememiştim.
Geç vakitte geldiğimde annemi ve babamı uyumuş hâlde buldum. Her zaman ki gibi yine sütleri sağdım ve sağdığım sütü kabıyla getirip başuçlarında dikildim. Onları uykularından uyandırmayı istemiyordum. Onlardan önce çocuklarıma süt içirmeyi de istemiyordum. Çocuklar ise ayaklarımın dibinde açlıktan sızlanıyorlardı.
İşte o gece gün doğuncaya kadar benim hâlim böyle dikilmekle, onların hâli de uyumakla devam etti. Şüphesiz Sen bilmektesin ki, ben bunu sırf Senin rızanı kazanmak için yapmıştım. Bundan dolayı bizim için bir yarık aç da, biz oradan semayı görelim! diye duâ etti. Allah onlara semayı görecekleri kadar bir yarık açtı.
Onların ikincisi de şöyle dedi:
–Ey Allah’ım! Şu muhakkak ki, benim amcamın kızım vardı. Ben onu erkeklerin kadınları sevmekte oldukları sevginin en şiddetlisi ile seviyordum. Bir keresinde ondan nefsini (cinsel ilişkiye girmek) istedim.
Amcamın kızı:
−Yüz dînâr getirmedikçe olmaz! dedi.Ben bu parayı kazanmak için çalıştım, nihayet yüz dînârı topladım. Sonunda amcamın kızına bu yüz dînâr ile kavuştum. İki bacağı arasına oturduğum zaman amcamın kızı:
−Ey Allah’ın kulu! Allah’tan kork! Yaratıcı kudretin bekâret mührünü (nikâh hakkını yerine getirmeden) açma! dedi.
Ben de onu çok sevdiğim hâlde bu sözü üzerine kendisinden kalkıp ayrıldım. Allah’ım, Sen şüphesiz bilmektesin ki, ben bunu sırf Senin rızanı kazanmak için yapmıştım. Bunun hatırına buradan bizim için bir yarık aç! dedi. Allah onlar için biraz daha açtı.
Üçüncüleri de şöyle dedi:
−Ey Allah’ım! Ben bir miktar pirinç karşılığında bir işçiyi ücretle tutmuştum. O işçi işini bitirdiği zaman:
−Bana hakkım olan ücretimi ver! dedi.
Ben de ona hakkı olan ücreti arzettim. Fakat işçi ücretini almadan bıraktı ve uzaklaşıp gitti. Ben de onun pirincini her sene tekrar tekrar ekip çoğalttım, nihayet onun parasıyla bir sürü sığır topladım, bir de çoban tuttum.
Bir müddet sonra o işçi bana geldi de:
−Allah’tan kork, bana zulmetme, hakkımı bana ver! dedi.
Ben de ona:
−Git şu görünen sığırları ve çobanı al, dedim.
Adam bana:
−Allah’tan kork, benimle alay etme! dedi.
Bende ona:
−Ben seninle alay etmiyorum, bu sığırları ve çobanı al dedim. O da bunları alıp gitti. Sen şüphesiz bilmektesin ki, ben bu işi sırf Senin rızanı kazanmak için yapmıştım. Bunun hatırına kayanın kalan kısmını da aç! dedi. Allah da onlardan kayayı açıp kurtardı’ buyurdu.” (Buhari, Müslim) 
Üçüncü ve son meşru tevessül çeşidi ise; salih kimselerin duaları ile tevessül, yani; kişinin kendini Allah'a karşı günahkar hissederek salih bir kimsenin duasını talep etmesidir. Ancak duası istenecek bu kimse itikadı düzgün ilim ve takva sahibi biri olmalıdır. Nitekim Hadis-i şerifte:
"Müminin, Müslüman bir kimsenin gıyabında kardeşi için yapmış olduğu dua kabul edilir" (Müslim) buyurulmuştur. Yine Enes Bin Malik'den rivayet edilen bir hadiste: 
"Kıtlık zamanı Ömer (r.a), Abbas bin Abdulmuttalip (r.a) ile yağmur duasına çıkarak şöyle dua etti: 'Allah'ım sana Nebi’miz ile tevessülde bulunurduk sen de bize yağmur yağdırırdın. Şimdi sana Nebi’mizin amcası ile tevessülde bulunuyoruz. Bize yağmur indir.' Ravi dedi ki: 'Yağmur inmiştir.'" (Buhari) 
Bu hadiste Hz Ömer (r.a)'ın yapmış olduğu şeyin anlamı şudur: 
'Biz Resulullah (s.a.v)' den bizim için dua etmesini, böylece O'nun duası ile Allah'a yakın olmayı kast ediyorduk. Şimdi ise Resulullah (s.a.v) hayatta olmadığından dolayı bizim için dua edemez. Bu nedenle bizim için dua etmesini amcasından istiyoruz.' 
Anlaşılan şudur ki: Hadis metninde geçen "Nebi’miz ile" ve "Nebi’mizin amcası ile" tertiplerinde dua ve şefaat kelimelerini takdir ederek bunun "Nebi’mizin amcasının duası ile" mânâsına geldiği, bu yüzden de Hazreti Ömer (r.a)'ın Peygamber (s.a.v) ile tevessülü bırakarak amcası Abbas (r.a) ile tevessülde bulunduğu ve bunun zat ile değil dua nitelikli bir tevessül çeşidi olduğudur. Bu hadisede gösterilmek istenen sağlığında iken Hazret-i Peygamber (s.a.v) ile yapılan tevessülün artık vefatı ile imkansız hale geldiğini de göstermektir. 
Müfessir Âlûsî der ki: “Hayatta olan birisinden dua etmesini istemek caizdir. Fakat ölü birisinden dua, yardım vs. istemek veya bu durumdaki birisini duada aracı olarak zikretmek caiz değildir. Bunu daha önce seleften hiçbir kimse yapmamıştır. Kabir ziyaretinin meşru dairede yapılmasında bir sakınca yoktur. Fakat kabirde yatan her kim olursa olsun, ondan medet ummak kesinlikle İslam’a zıttır. Yalnız burada Rasulullah’ı diğer insanlardan ayırmak gerekir. 
Onun ölü veya sağ olması durumunda onunla tevessül olabilir. Fakat bu tevessül, onun şefaatini ve duasını istemek şeklinde olmalıdır. İkinci bir şart da, yine bu tevessülün Rasulullah’ın kabrinin başında yapılmamasıdır. 
Ama duaların en güzeli, Rasulullah da olsa hiçbir kimseyi arada zikretmeden direkt Allah’a yapılanıdır.” “Allahım! Güzel isimlerin, yüce sıfatların;  Sana olan imanımız, Rasuluna duyduğumuz sevgi ve sünnetine olan bağlılığımız; ancak senin vechini gözettiğimiz salih amellerimiz ve içimizden salih kimselerin duasıyla sana yakınlık umar;  Bizleri yolunda çaba gösteren, yoluna çağıran Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin sünnetine bağlı, haktan ayrılmayan muvahhid kimseler kılmanı, bizi düşmanlarımıza galip getirip aziz Dinin İslâmı yüceltmeyi bizlere nasip etmeni Senden dileriz." (Amin) Bidat tevessül çeşitleri bir sonraki yazıda konu edilecektir.

YORUM EKLE

banner46

banner40