Uydurulan Din İndirilen Din

Diyanet’e gelince, Diyanet İşleri dini konulardaki açıklamalarında yöntemini belirlemelidir. Eğer ki Diyanet İşleri’ne göre Hanefi mezhebi dinen geçerli bir mezhepse her konuda bu açıkça ortaya konmalıdır. Örneğin kadınlarla ilgili konularda: Erkeğin tüm vücudu cerahat olsa kadının bu cerahati yalayarak temizlese de erkeğin hakkını ödeyemeyeceğini, kadının tek başına 90 km’den fazla seyahatinin haram olduğunu, kadının boşanma hakkının olmadığını, kadının sesinin bile erkekler tarafından duyulamayacağını, kadının kalktığı yere sıcaklığı geçmeden oturulamayacağını da Diyanet İşleri açıklamak zorundadır. 
Yine Hanefi mezhebine göre İslam dinini değiştiren öldürülür. “Mürtedin katli vaciptir.” ifadesi ile belirtilen bu hüküm her Müslüman ailede doğup, sonradan kâfir olan için geçerlidir. Yani Türkiye’deki herhangi bir kişi dinsiz olursa Hanefi mezhebine göre öldürülür. Hanefi mezhebine göre namaz zorla kıldırılır, oruç zorla tutturulur. Namaz kılmayan dövülür ve kılmaya başlayana kadar hapsedilir. 
(Diğer 3 Sünni mezhepte öldürülür.) Ayrıca Hanefi mezhebinde kişinin kâfir olması çok kolaydır. Örneğin “Kadın tek başına 90 km’den uzağa gidemez.” , “Kadın erkeğin cerahat kaplı vücudunu yalayarak temizlese de erkeğin hakkını ödeyemez.” gibi hükümlerin veya bunlarla ilgili hadislerin herhangi birinin saçma olduğunu söyleyen de Hanefi mezhebine göre kâfir olur. Eğer bir Müslüman, bir Âlimi beğenmeyip ona âlimcik derse kendini Müslüman sansa da Ehli Sünnet din bilginlerine göre kâfirdir (Bakınız, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, ‘Ehl-i Sünnet İ’tikadı’). Bu kişi “Ben Müslüman’ım” diyorsa da Hanefi mezhebine göre kâfirdir ve öldürülmesi gerekir. (Çünkü Müslüman aileden doğup sonradan kâfir olduğu için mürteddir.) Yani Hanefi mezhebinin dinen geçerli bir kurum olduğunu düşünen bir kişi, Türkiye’nin çok büyük bir kısmının dinen öldürülebileceğini de savunmak zorundadır. Dini anlamada yöntem çok önemlidir. Hanefi mezhebinde kişinin ne kadar kolay kâfir ilan edilebildiğini ve sonra öldürülmesine karar verilebildiğini şu olaydan anlayabiliriz: 
Ebu Yusuf, Hanefi mezhebinin 3 kurucusundan biridir ve Ebu Hanife’den sonra ikinci en önemli adamıdır. Bir gün Ebu Yusuf  “Peygamber’imiz kabak severdi.” der. Bu lafı söylediği ortamda bulunan bir kişi bu lafın üstüne “Ben kabak sevmiyorum.” der. Ebu Yusuf  “Peygamber’in sünneti olan bir şeyi sevmeyen Peygamber’e karşı gelmiş olur, Peygamber’e karşı gelen Allah’a karşı gelmiş olur.” der. Allah’a karşı gelen kâfirliğe dönmüş olacağı için Ebu Yusuf bu şahsın kellesinin kesilmesi için muşamba ve kılıç ister. Kabak sevmem izahına tövbe eden adam kellesini zor kurtarır. Bu olay Hanefi mezhebini savunan kitaplarda Ebu Yusuf’un dini konularda ne kadar titiz olduğuna delil olarak anlatılır (Bakınız, Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi, Ehl-i Sünnet İ’tikadı, Sayfa 80). 
Eğer ki dini anlamada yönteminiz Hanefi mezhebinin çıkarımlarını savunmaksa o zaman tüm bu izahları savunmak zorundasınız. Bizim yöntemimiz belli: Biz din Kur’an’a eşittir, Kur’an dinin tek kaynağıdır diyoruz. O yüzden bu yöntemimize dayanarak Kur’an’da geçmeyen ve Kur’an’a aykırı olan Hanefiliğin, Sünniliğin tüm bu izahlarına karşı çıkıyoruz. 
Sizin yönteminiz ne? Örneğin Kurban bayramında “Hanefi mezhebine göre kurban kesmek vaciptir.” diyorsunuz. Bu izahınızla Hanefi mezhebine göre bir hususu açıklamayı dinle özdeşleştiriyorsunuz. O zaman Hanefi mezhebine göre insanları dövmenin, hapsetmenin, kesmenin de ne zaman vacip olduğunu açıklayın. Sizin yönteminiz ne? Yöntemsiz din anlaşılır mı? Yöntemsiz dini açıklamaya kalkmak kendi görüşünü dinselleştirmekten başka nedir? Biz uyarıyoruz. Eğer ülkemizde Sünniliğe ve Hanefiliğe göre dinin anlaşılmaya çalışılması durdurulmazsa, ülkemiz sürekli din adına ortaya çıkan terör ile uğraşmak zorunda kalır. Hanefilik ve Sünniliğin ne olduğu açıkça ortaya konmalıdır ve başta Diyanet İşleri Kurumu bu mezhebin hegemonyasından kurtarılmalıdır. 
Diyanet İşleri’ndeki çalışanlar tahminimizce teröre karşıdır. Fakat Hanefi mezhebinin izahlarının (tüm Sünni ve Şii İslam’ın da) teröre olanak tanıdığı da gerçektir. Tüm dünyadaki İslam adına yapılan terör de işte bu mezhep çıkarımlarına, uydurma hadislere dayanmaktadır. Siz ne kadar iyi niyetli olursanız olun savunduğunuz sistemi objektif olarak değerlendirmek ve ortaya koymak zorundasınız. 
Ne yazık ki ülkemiz Osmanlı döneminden beri mezhepçi İslamcı görüşle yönetildi. Osmanlı padişahları Sünniliğin halifesiydiler ve Sünniliğin dört mezhebinden biri olan Hanefi mezhebindendiler. Bu tarihsel süreçte dinimiz bu topraklarda Hanefi mezhebi ile eşitlendi. Bugün din adına ortaya konan kadına bakış açısından, ibadetlere kadar her husus bu mezhebin izahlarının etkisi altındadır. (Mezheplerin kökleri de Emevi, Abbasi dönemlerine kadar gider.) İşte yapılması gereken reform bu uydurma sistemdedir (Mevcut tüm mezheplerdedir). 
Fakat yapılan bu reforma dinde reform denmez. Çünkü bu hareket dinin özüne, kaynağına (Kur’an’a) döndürülüşüdür. Allah’ın sisteminde reform (değiştirerek yeniden yapılandırma) düşünülemez. Çünkü Allah’ın sözlerini, Allah’ın hükmünü insanlar değiştiremez. Sünni mezheplerin, Hanefiliğin dinimizde yaptığı değişiklik (reform) ve bunun sonucu ortadadır. Yapmamız gereken; Hanefi mezhebinin izahlarını reddetmek ve Kur’an’a gidip kadına bakış açısından namaza, din adına her konuyu Kur’an’dan çıkarmak, böylece dinimizi Kur’an’a göre yapılandırmaktır. Eğer biri bize dini bir konuda bir çıkarım, bir hüküm söylerse; “Bu izahını neye göre yapıyorsun?” diye sormalıyız. İzah eğer Kur’an’a dayandırılmıyorsa din adına bir şey ifade etmez. İster şeyh olsun, ister müftü olsun, dini izahlar, ağzından çıktıkları kişinin makamına göre değil, Allah’ın kitabı Kur’an’da dayanakları olması sebebiyle geçerlilik kazanırlar. 
Tüm bu felaketlerden kurtuluşun formülü çok basittir: Allah’ın kitabı Kur’an’ı ele alıp, geri kalan her şeyi bir kenara bırakmak. Tüm ibadetleri, dini ahlakı, insanlar arası ilişkilerdeki dini gerekleri; yani hem teoriyi, hem hayatın pratiğini Kur’an’a giderek öğrenmek. Kur’an’da geçmeyen hususların dinle alakası olmadığını, Kur’an’ın açıklamadığı konularda Allah’ın kendi tercihimizi belirleme hakkını bize verdiğini bilmek. Hiçbir mezhebe yüz vermemek, Müslüman ismi dışında hiçbir isme gerek duymamak. 
Böylece tek Allah, tek din, tek kitap etrafında birleşmek.     

YORUM EKLE

banner46

banner40